Yearly Archives: 2008

Hayat

Mutlu yillar..


Sali aksami Turkiye’ye gidecegim 2 haftaligina. Benim icin bu kez iyi bir dinlenme olacak gibi gozukuyor. Son iki gidisimde yuksek lisans tezi ile ilgilenmekten, kendime dinlenmek icin pek zaman ayiramamistim. Bu sefer Bezgin Bekir’ligimin hakkini verecegimden zerre kuskum yok :)))

Haftabasinda son ekonomik krizin emlak fiyatlarina olan etkisini farketmem sonucunda, hizli bir sekilde buradaki bir emlak sirketi ile baglantiya gectim ve hem kendime hem de Bora’ya yeni birer ev buldum. Dun sozlesmeyi imzaladim, Turkiye’den dondugumde 3-4 gun icerisinde tasinacagim. Evin yeri, sirketin su an bulundugu binanin 3-4 dakika uzaginda. Botanik Park’in bir alt sokagi, Saksaganskogo 61/17. Tarihi bir apartmanin en ust katinda bir studyo daire. Ilk baktigim ev’di ve ben baska bir ev bakmaya gerek bile gormedim. Bir anda isindim eve ve tuttum. Sali aksami Sukru ile telefonda konusurken onun israrlari sonucunda ev bakmaya karar verdim, Carsamba ogleden sonra bir ara emlak sirketini Elina’ya arattirdim ve Vadim ismindeki emlakci cocuk direk e-mail ile beni kiralik ev ilani bombardimanina tuttu. Lusenka’daki evi begenmistim, ama onun tutuldugunu ogrenince Persembe ogle yemegi arasinda sirkete yakin olan eve bakmaya gittik ve dedigim gibi Cuma gunu de sozlesmeyi imzaladik. Evin ic dizayninin beni etkilemesinin esas nedeni sanirim dizayni yapan kisiymis.. Cuma gun ev sahibim yaninda kizini, evin ic dizaynini yapan guzel Anna’yi getirdi. Bir turk olarak tek kelimelik bir yorumda bulunabilirim sadece. ‘Maasallah’… :)))
Bora’ya da Pushkinskaya’da guzel bir ev tuttuk. Bakalim, yeni yil yeni evlerle birlikte yeni guzellikler getirecek mi?
Turkiye’deyken bol bol zamanim olacak, ve aklima gelen guzel seyleri buraya yazabilecegim. Sanirim Turkiye’ye gidene kadar da birsey yazamam blog’a.
Herkese simdiden mutlu yillar..
Hayat

Karadeniz Insani..

 

Facebook’ta az once bir video gordum, ve inanilmaz hosuma gitti. 7-8 Karadeniz’li Turk New York’ta Times Square’de horon tepmisler.. (Istanbul’da ilk oturdugum evin Rize’li sahibinden ogrendigim kadariyla horon tepilmez, horon edilir. ama ben yine de alisik oldugum horon tepmek fiilini kullanayim)
Link’i msn’den Bora’ya gonderdigimde Bora’dan gelen yaniti da yazmadan edemeyecegim..
-Bora: ‘Yarin Kreshatik’te halay mi ceksek?’ :))))

Hayat

15 gun..

Ohooo… Baksana 15 gundur blog da yazmamisiz.. Dinginlesmek farz oldu :)))

Hayat Kitap

Masumiyet Muzesi

Orhan Pamuk’un son kitabi olan Masumiyet Muzesi’ni okumaya basladim, ama her nedense son 2 haftadir ara verdim. Roman gayet guzel, akicilik da guzel, ama neden bilmiyorum bu ara pek kitap okumaya konsantre olamiyorum.

Sanirim biraz dinginlesmek lazim yine. Son 2 haftadir epey yogun gecti hayat..
Hayat

Kiev’e kış geldi..

Yaklaşık 2 haftadır hiçbir şey yazamamıştım. Bir nevi günlüğümü ihmal etmiştim de diyebilirim :)

Bu 2 hafta hem işler yoğundu, hem de açıkçası akşamları pek internete giresim gelmiyordu.
Başlıktan da anlaşıldığı gibi, Kiev’e kış geldi artık.. Havalar bir hayli soğudu, hatta 0 derecenin altını bile gördük.
Neden bilmiyorum ama soğuk havaları, sıcak havalardan daha çok seviyorum. Bu son 2 haftadır en sıcak tutan kaz tüyü montuma da bir hayli iş düştü. Bunun dışında sevdiğim eldivenlerim, takmaya hiç alışık olmadığım ama Kiev’de alıştığım berem, ve atkım.. Bu 3 silahşörlere epey bir iş düştü.. Sanırım mont’um Dartagnan oluyor bu durumda. Atos, Portos ve Aramis’in dışında kalan kahraman..
Sahi neden “3 silahşörler” idi o kitabin adi. Dartagnan’ı neden silahşörden saymamıştı ki Dumas?
En sevdiğim kitap olan, “Monte Kristo Kontu” nun yazarı Alexsandre Dumas, hakikaten de en az Dostoyevski, Gorki ve Balzac kadar severek okuduğum bir yazardı. Çok fazla sayıda kitabına sahip değildim ama okuduklarım hakikaten çok akıcıydı. Şimdi yanımda Ukrayna’da sadece ingilizce bir kitabı var. Türkiye’ye tatil için gittiğimde 3 Silahşörler’i getirip, bir kez daha okuyayım. Canım çekti valla.. :)
Bu arada bir sonraki yazımı da Gorki’ye ayırabilirim sanırım. Oturduğum caddenin adı Gorkova Ulitsa, yani Türkçe’si, Gorki’nin Caddesi..
Yılbaşı’nda Türkiye’de olacağım. Biraz dinlenirim ve ailemle zaman geçiririm bu fırsatla.
Hoşça kal günlük, bu kadar uzun ara vermeyelim bir daha.. :)
P.S. Türkçe klavye kullanarak Türkçe karakterlerle yazdım bugünkü blog’umu. Amma zormuş ya, sanırım İngilizce klavyeye çok alıştım. Bir an önce Türkçe klavyeye geri dönmem gerekli sanırım..
Düşünce Hayat

Agir aksak adimlarla hayat devam ediyor..

Dusundum de, hayatim epey monoton geciyor, ve bu bana oldukca keyif veriyor. Isten sonra biraz yuruyus yapip muzik dinlemek, eve gelip kitap okumak, Kiev’e gelince almis oldugum kilolari geri vermek icin yeniden diyet yapmak, daha dogrusu diyetisyenimin tabiriyle ‘yeme-icme aliskanligimi duzene koymak’..

Dun gece uyumadan son bir gayretle uykuya direndim ve ‘Olasiliksiz’ isimli kitabi nihayet bitirebildim. Uzun zamandir okudugum en surukleyici ve keyif veren kitapti diyebilirim. Simdi hic hizi dusurmeden, Orhan Pamuk’un son kitabi Masumiyet Muzesi’ni okumaya basladim. O da guzel basladi, ama neden bilmiyorum artik eskisi kadar araliksiz kitap okuyamiyorum. Ya yapacak baska islerim oluyor, ya da okurken yoruluyorum. Bu kotu.. Umarim bir aliskanlik haline donusmez, ve eskisi gibi dur-durak bilmeden kitap okuyabilirim :)
Bir gun Orhan Pamuk ile ilgili de birseyler yazmak istiyorum. Bugun degil ama ileride yazacagim. Cok elestiri alsa da, ben onun romanciligini cok begeniyorum. Yazilari, tasvirleri hakikaten fevkalade. Bence kesfedilmeyi hakeden bir yazar.. Insanlarin bir cogu, O’nun daha bir kitabini dahi okumadan, cevreden duyduklari (ki buna duyum degil de, bilincsizce yonlendirilme desek daha dogru olur) duyumlar sebebiyle O’na karsi acimasiz bir nefret duyuyorlar. En azindan bence, herseyden onemlisi kibarligi, beyefendiligi ve insancilligiyla Orhan Pamuk bunu haketmiyor. Hele romanciligi ile asla..

Agustos ya da Eylul ayiydi, Turkiye’ye gitmistim ve havalimaninda valizlerimi beklerken, O’nunla karsilastim. Icimden gelen istegi durduramayarak, O’na bir merhaba dedim. Ve hic beklemedigim sekilde, durdu, kibarca gulumsedi ve merhabama karsilik verdi. 1 kac dakika ayakustu sohbet ettik, kitaplarini begendigimi, Nobel’den dolayi elestiriler ne sekilde olursa olsun, O’nunla gurur duydugumu belirttim ve beraberce bir hatira fotografi cektirmeyi teklif ettim. Son derece kibar bir sekilde bu istegimi kabul etti. Ve arkadasim fotografimizi cekerken, kendisi de bir hatira fotografi cekmek istedigini soyledi, ve kendi makinesi ile fotografimizi cekti. Bu beni cok mutlu etmisti. O an, merhaba’ma hic karsilik vermeyebilirdi, ya da soguk bir merhaba ile de karsilik verebilirdi. Ama O durdu, benimle sohbet etti (ki tahminen A.B.D.’den donmustu ve uzun yolculuktan oturu de oldukca yorgun olmaliydi) ve bana bir okuru olarak deger verdigini gosterircesine O da benimle olan resmi hatira kalmasi icin kendi makinesiyle de cekti.. Bence bu cok insancildi. Umarim Orhan Pamuk her zaman boyle guzel kitaplar yazmaya devam eder, ve bizlere keyif verici hazlar birakir..

Hit Counter provided by Best Seo Packages