Monthly Archives: November 2008

Hayat

Kiev’e kış geldi..

Yaklaşık 2 haftadır hiçbir şey yazamamıştım. Bir nevi günlüğümü ihmal etmiştim de diyebilirim :)

Bu 2 hafta hem işler yoğundu, hem de açıkçası akşamları pek internete giresim gelmiyordu.
Başlıktan da anlaşıldığı gibi, Kiev’e kış geldi artık.. Havalar bir hayli soğudu, hatta 0 derecenin altını bile gördük.
Neden bilmiyorum ama soğuk havaları, sıcak havalardan daha çok seviyorum. Bu son 2 haftadır en sıcak tutan kaz tüyü montuma da bir hayli iş düştü. Bunun dışında sevdiğim eldivenlerim, takmaya hiç alışık olmadığım ama Kiev’de alıştığım berem, ve atkım.. Bu 3 silahşörlere epey bir iş düştü.. Sanırım mont’um Dartagnan oluyor bu durumda. Atos, Portos ve Aramis’in dışında kalan kahraman..
Sahi neden “3 silahşörler” idi o kitabin adi. Dartagnan’ı neden silahşörden saymamıştı ki Dumas?
En sevdiğim kitap olan, “Monte Kristo Kontu” nun yazarı Alexsandre Dumas, hakikaten de en az Dostoyevski, Gorki ve Balzac kadar severek okuduğum bir yazardı. Çok fazla sayıda kitabına sahip değildim ama okuduklarım hakikaten çok akıcıydı. Şimdi yanımda Ukrayna’da sadece ingilizce bir kitabı var. Türkiye’ye tatil için gittiğimde 3 Silahşörler’i getirip, bir kez daha okuyayım. Canım çekti valla.. :)
Bu arada bir sonraki yazımı da Gorki’ye ayırabilirim sanırım. Oturduğum caddenin adı Gorkova Ulitsa, yani Türkçe’si, Gorki’nin Caddesi..
Yılbaşı’nda Türkiye’de olacağım. Biraz dinlenirim ve ailemle zaman geçiririm bu fırsatla.
Hoşça kal günlük, bu kadar uzun ara vermeyelim bir daha.. :)
P.S. Türkçe klavye kullanarak Türkçe karakterlerle yazdım bugünkü blog’umu. Amma zormuş ya, sanırım İngilizce klavyeye çok alıştım. Bir an önce Türkçe klavyeye geri dönmem gerekli sanırım..
Düşünce Hayat

Agir aksak adimlarla hayat devam ediyor..

Dusundum de, hayatim epey monoton geciyor, ve bu bana oldukca keyif veriyor. Isten sonra biraz yuruyus yapip muzik dinlemek, eve gelip kitap okumak, Kiev’e gelince almis oldugum kilolari geri vermek icin yeniden diyet yapmak, daha dogrusu diyetisyenimin tabiriyle ‘yeme-icme aliskanligimi duzene koymak’..

Dun gece uyumadan son bir gayretle uykuya direndim ve ‘Olasiliksiz’ isimli kitabi nihayet bitirebildim. Uzun zamandir okudugum en surukleyici ve keyif veren kitapti diyebilirim. Simdi hic hizi dusurmeden, Orhan Pamuk’un son kitabi Masumiyet Muzesi’ni okumaya basladim. O da guzel basladi, ama neden bilmiyorum artik eskisi kadar araliksiz kitap okuyamiyorum. Ya yapacak baska islerim oluyor, ya da okurken yoruluyorum. Bu kotu.. Umarim bir aliskanlik haline donusmez, ve eskisi gibi dur-durak bilmeden kitap okuyabilirim :)
Bir gun Orhan Pamuk ile ilgili de birseyler yazmak istiyorum. Bugun degil ama ileride yazacagim. Cok elestiri alsa da, ben onun romanciligini cok begeniyorum. Yazilari, tasvirleri hakikaten fevkalade. Bence kesfedilmeyi hakeden bir yazar.. Insanlarin bir cogu, O’nun daha bir kitabini dahi okumadan, cevreden duyduklari (ki buna duyum degil de, bilincsizce yonlendirilme desek daha dogru olur) duyumlar sebebiyle O’na karsi acimasiz bir nefret duyuyorlar. En azindan bence, herseyden onemlisi kibarligi, beyefendiligi ve insancilligiyla Orhan Pamuk bunu haketmiyor. Hele romanciligi ile asla..

Agustos ya da Eylul ayiydi, Turkiye’ye gitmistim ve havalimaninda valizlerimi beklerken, O’nunla karsilastim. Icimden gelen istegi durduramayarak, O’na bir merhaba dedim. Ve hic beklemedigim sekilde, durdu, kibarca gulumsedi ve merhabama karsilik verdi. 1 kac dakika ayakustu sohbet ettik, kitaplarini begendigimi, Nobel’den dolayi elestiriler ne sekilde olursa olsun, O’nunla gurur duydugumu belirttim ve beraberce bir hatira fotografi cektirmeyi teklif ettim. Son derece kibar bir sekilde bu istegimi kabul etti. Ve arkadasim fotografimizi cekerken, kendisi de bir hatira fotografi cekmek istedigini soyledi, ve kendi makinesi ile fotografimizi cekti. Bu beni cok mutlu etmisti. O an, merhaba’ma hic karsilik vermeyebilirdi, ya da soguk bir merhaba ile de karsilik verebilirdi. Ama O durdu, benimle sohbet etti (ki tahminen A.B.D.’den donmustu ve uzun yolculuktan oturu de oldukca yorgun olmaliydi) ve bana bir okuru olarak deger verdigini gosterircesine O da benimle olan resmi hatira kalmasi icin kendi makinesiyle de cekti.. Bence bu cok insancildi. Umarim Orhan Pamuk her zaman boyle guzel kitaplar yazmaya devam eder, ve bizlere keyif verici hazlar birakir..
Hayat

FENERBAHCE-Galatasaray 9 Kasim 2008 Mac Ani..

Bir gece onceden dolaptan cikarilan forma giyilir ve mac oncesi bol miktarda Fenerbahce videosu, FBTV ve Youtube araciligiyla izlenir. Stad kapilarinin acilmasiyla beraber eve once Fenerbahce’li Suha gelir.. Belki mac oncesi olusan ortamda Fenerbahce’ye olan guven bu mac icin azalmis olsa da, birden formanin buyusu ve izlenilen klipler Fenerbahce sevgisini kat be kat hissettirerek bunyeyi sarsmaya baslamistir artik, bu mac ya alinacak, ya da ALINACAKTIR!!!..Ukrayna’da yasadigimiz icin midir, yoksa tadi hakikaten guzel oldugundan midir bilinmez, mac oncesi raki sofrasi kurmak yerine daha pratik olan Votka sofrasi kurulur.. Bunun icin ihtiyacimiz olan seyler;

  • Votka (Kisi basi yarim sise, Nemiroff ya da Ruski Standart makbuldur)
  • Domates suyu (Icine karabiber ve az miktarda tuz atilarak karistirilir, red bull adami bozar!!)
  • Shot bardaklari (Votka’nin anavataninda anladik ki, votka shot bardagiyla icilir)
Votka’nin yaninda ayrica salatalik tursusu, mantar tursusu, ve bilimum tursu cesitleri guzel gider.. Turkiye’deki aliskanligin aksine, votka Redbull ya da Burn ile icilmemektedir bu cografyada.. (bu lafa da ayar oluyorum ya neyse simdilik kullanalim bakalim)
Artik sofra hazir olduguna gore mac izlemek uzere herkes televizyon karsisinda yerini alir. Ukrayna’da da olsak Fenerbahce’nin maclarini hicbir surette kacirmamaliyiz..
Ve mac baslar.. Daha henuz 82. saniyede gelen sok gol ile tum suratlar bizim Anadolu tabiriyle buzagi bokuna doner.. Hemen 3 dakika sonrasinda Selcuk’un kornerden gelen topa vurdugu kafa cizgi ustunden cikinca, ‘Ahhh… Bu gol olsaydi bu mac donerdi’ yorumu yapilmaya devam ederken, diger koseden kullanilan korner vurusuna Selcuk yine on direkten, ama bu sefer ayagiyla topa dokunur ve ‘Goooooooooollllllllllllllllll…‘ nidalariyla Gorkova Caddesi’nin sessizligi aniden bozulur..

Derken 2-1 ve 3-1.. Hepsinde yer gok inlemistir Kiev’de.. Bora’nin pencerenin kenarinda otururken dedigi gibi: ‘Disarisi Ukrayna, icerisi Kadikoy gibi..
Fenerbahce sevgisi hakikaten engel tanimaz.. Lugano’nun ikinci yarinin hemen basinda attigi golden sonra son kadehler de tokusturulur.. Bu arada o da ne?? Son kadeh mi?? Farkinda olmadan 1 saat icinde 1.5 sise votka az da olsa carpar bunyeyi, Lugano’nun golu de buna eklenince iyiden iyiye bir rahatlama alir bedeni.. Guiza bos pozisyonda golu yapabilse, kalan dakikalarda 5. ve hatta 6. golu bulmak cok da zor olmayacakti ama ne yazik ki bu mac 4-1 bitti. 4. golu ise Deivid atti, ve bizi daha da mutlu etti. Cunki cok iyi biliyorum ki, Deivid‘in donusu bu takimi cok cok iyi duruma getirecek.. En cok hakeden oyuncunun son golu atmasi geceye ayri bir keyif katti. Mac bu sekilde bitti, zaten farkli bir sey de beklemek mantiksizlikti. Rahmetli Islam Cupi‘nin dedigi gibi..
‘Fenerbahce buyuklugu ne sampiyonluk buyuklugu, ne de kupa buyuklugudur..O’nun buyuklugu baska bir buyukluktur iste, adi konamaz..’
Hayat

FENERBAHCE-Galatasaray 9 Kasim 2008

Evet, sadece 17 saat ve 30 dakika kaldi.. Cocuklugumdan beri renklerine, tarihine, amblemine, formasina hayran oldugum Fenerbahce’m, yarin bir o kadar buyuk Galatasaray ile mac yapacak. Hafif hafif formalari dolaptan cikarmanin vaktidir.
Ben bir fanatigim, Fenerbahce’yi fanatikce seviyorum, ve hakikaten de bu sevgimin siniri yok. O kazaninca ben mutluyum, kaybedince mutsuz.. Ama asla diger rakipleri kucumsemeden.. Cevremde fanatikligin, rakip takimlara dusmanlik sergilemek oldugunu dusunen kisileri gorunce Fenerbahce’me olan sevgim daha da artiyor. Cunki beni digerleri degil, yalnizca Fenerbahce’m ilgilendiriyor..
Ne yazik ki bu aralar camia olarak mutlu gunler yerine, daha cok mutsuz gunler yasasak da bu bir sevda.. Hakikaten de tarifi olmayan bir sevda.. Cocuklugumu hatirliyorum, Galatasaray’a ilk yarisi 3-0 biten macta 4-3 galip gelisimiz aklima geliyor. Babam, Amcam ve ben, fanatik
Galatasarayli olan amcamin

muayenehanesinde beraber izlemistik maci. Ilk yari 3-0 Galatasaray’in ustunlugu ile sonuclaninca morali bozulan babam devre arasi disari cikmisti. Dondugunde ise bana hic unutmadigim su cumleyi soylemisti: ‘Uzulme oglum, ben simdi Veselinovic ile konustum. 4-3 alacagiz bu maci..’
Sanirim ben bu sozun 45 dakika sonrasinda kazandim fanatikligimi.. Fenerbahce’m o maci 4-3 kazanmisti hakikaten. Cocuk akli iste, uzunca bir donem de hakikaten babamin Veselinovic ile konustuguna inanmistim.. 3 Mayis 1989′du o zaman tarih.. O zaman 8 yasimdaydim, simdi 28.. 20 yil gecmis aradan, cok sey degismistir eminim ki butun insanlar icin. Fenerbahce icin de suphesiz oyle.. Ama taraftarlarin kalplerindeki takim sevgisi hic bitmez.. Kizgin da olsa, kuskun de olsa..
Bu donem biraz uzuyor Fenerbahce’m bizi.. Samimi olmak gerekirse yarina dair cok da umitli degilim. Cunku iyi futbol oynamiyoruz, bir turlu takim olamadik. Ama olsun, aslolan ne de olsa Fenerbahce..
Yenilsen de, yensen de..
Canin sagolsun Fenerbahce..
Hayat Kitap

Nesquik & Sut

Gece Suha arayip Arena City’e cagirdi ama genelde oldugu gibi bu gece de evden cikasim gelmedi hic.. Bir yandan Digiturk 412′de Powerturk dinleyip, bir yandan da internette surf yapiyorken, o cocukluktan kalma dostum cagirdi, ve elbette ki bu davete kayitsiz kalamadim..

Temel ihtiyaclarimiz:
Yaklasik 300 ml buyuklukte bir bardak,
Soguk\Sicak Sut (ben sadece soguk sut icebiliyorum)
2-3 tatli kasigi Nesquik
1 Kasik (karistirirken kullanacagiz)
Burada dikkat etmemiz gereken tek faktor, usenmeyip Nesquik ile sut iyice ozdeslesene kadar karistirmaya devam etmek..
Nedense ne zaman cocukluguma donmek istegi duysam, icimden Nesquik hazirlayip, kitap okuyayim diye geciriyorum. Ve mumkunse de disarida hava oldukca soguk olsun, hatta karli bir hava bile olabilir, ben sicak evimde kitap okuyayim ve Nesquik iceyim.
Bu hissin bir benzeri Kars’a is icin gidisimde de olmustu. O zaman da oradaki Rus’lardan kalan evleri gorundugumde; ‘Ah.. keske disarisi karlardan bembeyaz olsa ve ben su camin arkasinda sicak bir odada kitap okuyabilseydim..’ seklinde ic gecirmistim..
Hatta daha da cocukluga donecek olursak bu donemlerde hep Jack London’in ‘Beyaz Dis’ isimli kitabini okuyasim gelir.. Simdi daha net hatirliyorum, soguk bir kis gunuydu, ve ben sicak odamda o kitabi okuyordum..
Ne guzel bir sey cocukluk donemi.. Ogretmenimin ismi Zeynep’ti ilkokulda. Cok seviyordum O’nu, ki hala seviyorum ama nedendir bilinmez O’nu arayip sormuyorum. Yillar sonra ilk kez 1 yil once O’nu aradigimda, sesimi duydugunda ne kadar sevinmisti oysa ki.. 24 Kasim’da Ogretmenler Gunu’nde yeniden aramaliyim O’nu.

O sevdirmisti cunku kitap okumayi.. Aziz Nesin’in ‘Simdiki Cocuklar Harika’ kitabi, Can Yayinlari’ndan cikan ‘Pitircik’ serisini, Jules Verne’in tum kitaplarini, elbette Omer Seyfettin’i, Orhan Veli Kanik’i hep O tanitmisti bizlere..
Ne yazik ki Nesquik’im bitti, sanirim uyku vakti geliyor :)
P.S. Itiraf ediyorum.. Yine olsa, yine icerim..! :)
Hayat

Hersey cok guzel olacak..

Bu hafta isler acisindan oldukca yogun gecti. Bora’nin Kiev’e tasinmis olmasindan oturu de, is cikislarinda hep yapmam gereken birseyler olmustu. Bu yuzden bu 5 gun nasil gecti hic anlamadim.

Hafta bitti bitmesine, ama is henuz bitmedi. Son ilgilendigim projenin ufak bir kismi kaldi. Eger haftasonu icimden ise gitmek gelirse, gidip onu halledecegim. Olmazsa Pazartesi gun sabahtan hallederim.

Blog sayfami buyuk bir hevesle aldim, ama ne yazayim?.. nasil yazayim?.. diye dusunmekle geciyor zaman hep.
Sanirim en iyisi bir sureligine burayi asil amaci oldugu uzere, gunluk gibi kullanayim. Herhalde ilkokuldan beri gunluk tutmadim. Guzel bir nostalji olur :)
Simdilik ilk blog’um bu kadar kisa ve manasiz.. Zamanla hersey daha da guzel olacak.
Hersey cok guzel olacak..

Hit Counter provided by Best Seo Packages