Monthly Archives: September 2011

Film

V For Vendetta

Bu maskenin altında etten daha fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var Bay Creedy. Ve fikirlere kurşun işlemez..!

Sanırım filmi izleyen birçok kişi için unutulmaz bir sözdür bu replik.. Tıpkı V For Vendetta’nın unutulmaz olduğu gibi. Defalarca izlenebilecek güzellikte, insanın duygularını harekete geçiren bir senaryo, iyi oyunculuklar, kaliteli çekimler ve ders verici diyaloglar..

Benim en sevdiğim film değil, ama en sevdiğim kitaptır Monte Cristo Kontu. Askerde okumuştum tam metnini ve o dönem yaşadıklarım ile de uyumlu bulmuştum Dumas’ın bu şaheserini. O dönemden beri de benim için “En Sevdiğiniz Kitap?” sorusunun cevabı kuşkusuz Monte Cristo Kontu’dur.

Pazar gününü kendime dinlenme günü olarak seçip evden hiç çıkmadım. Bir süre kitap okuduktan sonra, “V For Vendetta ne gider ama şimdi..” diyerek dvd playera dvd’sini yerleştirdim ve meyve tabağı kucağımda ekran başına geçtim. En son izleyişim sanırım 3 yıl kadar önceydi.

Yine filmin başından sonuna kadar büyük bir keyif aldım ve birkaç yıl sonra yeniden izlemek üzere, dvd’yi ait olduğu yere koydum. Bu filmi bence ara ara izlemek lazım..

V For Vendetta ile ilgili akılda kalan sözler:

  • Bu maskenin altında etten daha fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var Bay Creedy. Ve fikirlere kurşun işlemez..!
  • Burada 872 tane şarkı var. Hepsini dinledim ama hiç biriyle dans etmedim. Dans edilemeden yapılan devrim, yapılmaya değer değildir..
  • Gerçeklerin gücünü bildiğim sürece kainatı bile fethedebilirim..
  • İnsanlar hükumetlerden değil, hükumetler insanlardan korkmalıdır..
  • Tanrı yağmurdadır..
Kitap

Osmanlı Sarayı – Bir Hanedanlığın Öyküsü – John Freely

John Freely’i ilk olarak Kayıp Mesih – Sabetay Sevi’nin İzini Sürerken isimli kitabı ile tanımıştım. Kitabı ve özellikle de araştırma tarzını beğenmemden ötürü kendisini bir miktar araştırmış, yıllarca Boğaziçi Üniversitesi’nde dersler verdiğini öğrenmiştim. Üstelik yaşadığı evin, yüksek lisans yaptığım Boğaziçi Üniversitesi Executive MBA binasının hemen yanındaki bina olduğunu, arkadaşım Baran’dan içtiğimiz bir öğle arası kahvesi esnasında öğrendim.

John Freely bu kitabında Osmanlı Hanedanlığı’nı ve saray yaşamını okuyucularına çok başarılı bir şekilde aktarıyor. Osman Bey ile birlikte Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman döneminde geçen doruk yıllarını, bu yıllardaki saray hayatını, daha sonrasında da çöküşü beraberinde getiren duraklama ve gerileme devri sırasında hanedanlığı yöneten imparatorların yaşadığı dönemleri ve yine bu dönemlerdeki saray hayatını elindeki bazı belgelerden başarılı bir şekilde aktararak bizlere yansıtıyor Freely. Bu kaynakları; Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi ve o dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nda görevli olan İngiltere Büyükelçiliği çalışanlarının kişisel notları ve tanıdıklarına yazdıkları mektuplar olarak özetleyebiliriz.

Benim için John Freely’nin kitabının okunması gerekliliğinin birincil nedeni, Osmanlı gibi bir konunun yabancı bir yazarın gözünden objektif bir şekilde aktarılabileceğine olan inancım. Freely kitabında çok eleştirilen hanedanlık alışkanlıklarını ise çok fazla vurgulamamaya özen göstermiş. Yazdığı her olay doğru mudur, yanlış mıdır gibi bir sorgulamaya girmeden, sürükleyici bir kitap olması nedeniyle son derece kısa bir sürede bu kitabı okuduğumda, 600 küsur yıl bu topraklarda hüküm sürmüş olan bir imparatorluğu yönetenlerin aile yaşantısı ve o dönem yaşanan belli başlı olaylar hakkında daha önce başka yerde okuma fırsatı bulamadığım bilgileri edinmiş oldum.

Daha önceden okumuş olduğum Oscar Nasıl Wilde Oldu? isimli kitaba benzettim bu kitabı. Bazı kişiler ile ilgili her yerde birşeyler anlatılıyor. Ancak hiç duymadığımız bazı bilgileri bizlerden bambaşka bakış açılarına sahip kişilerden öğrenmek açıkçası bu kişiler hakkında yeni bilgiler edinebilmemizi sağlıyor.

Osmanlı Padişahlarını kronolojik bir sırada bulabilmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Ben oldukça keyif aldım bu kitabı okurken ve sizlere de mutlaka okumanızı öneririm.

Ve son olarak da belirtmek isterim ki bu kitap, muhtelif  TV dizileri nedeniyle Osmanlı kültürünün popülaritesinin artmasından yıllar önce yazılmış ve bence Remzi Kitabevi tarafından da çok doğru bir zamanda yeni baskısı ile yeniden raflardaki yerini almış.

Kitap

Cevdet Bey ve Oğulları – Orhan Pamuk

Cevdet-Bey-ve-OgullariCevdet Bey ve Oğulları, Orhan Pamuk’un yazdığı ilk roman.. Kitap ilk olarak “Karanlık ve Işık” ismi ile çıkıyor ve 1979 yılında Milliyet Roman Ödülü’nde birinciliği Mehmet Eroğlu’nun “Issızlığın Ortasında” isimli romanı ile paylaşıyor. 1982 yılında Cevdet Bey ve Oğulları ismiyle kitaplaşıyor ve 1983 yılında da Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanıyor. Oldukça uzun, kurgusu sağlam ve sürükleyici bir roman. Üstelik Orhan Pamuk 22 yaşında bu romanı yazmaya başlıyor ve 26 yaşında tamamlıyor. 26 yaşında böylesine başarılı bir roman yazabilmesi, sanırım Orhan Pamuk’un ne denli büyük bir usta olduğunun göstergesi..

Roman Nişantaşı’nda yaşayan bir ailenin 3 kuşak hikayesini anlatıyor. Öncelikle Cevdet Işıkçı ve yaşadıkları ile başlıyor roman. Meşrutiyet döneminde geçiyor hikaye ve bu dönemde İstanbul’daki burjuvayı ve ticaret hayatını da tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor. Cevdet Bey bir yandan işlerini büyütürken, bir yandan da hep hayalini kurduğu mutlu bir aile yaratma çabasıyla, eski bir Paşa’nın kızı olan Nigan Hanım ile evleniyor ve hikaye bu şekilde devam ediyor..

İkinci bölümde ise, aradan 30 yıl geçiyor ve bu sefer Cevdet Bey artık yaşlanmış, sağlığını büyük ölçüde kaybetmiş, eşi Nigan Hanım, bir kızı, iki oğlu ve iki gelini ile birlikte Nişantaşı’ndaki konakta yaşamını sürdürüyor. Yıllar önce kurduğu şirket son derece büyümüş, oğulları Osman ve Refik çok iyi yönetemese de zamanında yapmış olduğu yatırımlar sayesinde hala döneme kıyasla iyi şartlarda yaşamlarını idame ettirebilmelerini sağlıyor. Cevdet Bey’in rahatsızlığı bu dönemde giderek artıyor ve bir süre sonra hayatını kaybediyor. Kardeşlerden Osman ve Refik bu dönemin başlarında birbirlerine benzer karakterler olarak gözükse de, ilerleyen yıllarla birlikte Refik bir nevi kimlik bunalımına giriyor. İstanbul’dan ve içinde bulunmuş olduğu bu aile yapısından kaçarcasına Muhittin ile birlikte en yakın arkadaşı olan Ömer’in yanına doğudaki bir şehre gidiyor. Ömer eğitimini yurtdışında almış başarılı bir mühendis ve Türkiye’ye döndüğünde bir an önce zengin olabilmek için tüm gücüyle çalışıyor. Doğu’da bir demiryolu ihalesini kazanıyor ve bu projeyi gerçekleştirmek amacıyla da bu şehirde yaşıyor.

Üçüncü ve son bölümde ise takvimler artık 1970 yılını gösteriyor. Refik hayatını kaybetmiş, Refik’in oğlu Ahmet ise sol görüşlü bir ressam (Orhan Pamuk romandaki Ahmet karakteri ile burada yine kendisini bir şekilde ima ediyor) olarak çıkıyor karşımıza. Babaannesinin sağlığı çok kötü durumda ve Ahmet artık maddi gücünü kaybetmiş ailesinden maddi olarak çok fazla bir destek alamıyor. Bu dönem diğer iki döneme kıyasla daha kısa tutulmuş romanda ve Nigan Hanım’ın vefatıyla birlikte de roman sona eriyor.

Orhan Pamuk okumaya başlayacak kişiler için önerebileceğim 3 başlangıç kitabından birisi.. Diğerleri, Benim Adım Kırmızı ve Kar..

Herkese iyi okumalar..

Son olarak, öğrendiğim kadarıyla birkaç ay içerisinde bu roman bir diziye de uyarlanacakmış. Bakalım nasıl çekecekler?

Kitap

Sessiz Ev – Orhan Pamuk

Sessiz Ev, Orhan Pamuk’un Cevdet Bey ve Oğulları’ndan sonra 1983 yılında yazmış olduğu ikinci romanı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden bir ay önce geçen romanda, anne ve babaları ölmüş olan 3 kardeşin babaannelerini ziyaret etmek için İstanbul yakınlarında bulunan Cennethisar kasabasında geçirdikleri bir haftayı anlatıyor. Söz konusu tarihte yaşanan siyasi problemler ve olayları da kurgusu içerisine kusursuzlukla alıyor.

Sessiz Ev, 1984 yılında Madaralı Roman ödülünü ve 1991 yılında da Prix de la decouverte europeenne (Avrupa Keşif Ödülü) kazanıyor. Toplamda 32 bölümden oluşuyor ve her bölüm romandaki karakterlerden birisinin ağzından anlatılıyor. Romanda yer alan karakterlere kısaca değinecek olursak;

  • Büyükhanım: Evin sahibi, Selahattin Darvinoğlu’nun dul eşi.
  • Recep: Büyükhanımın hizmeti ile görevli cüce
  • Faruk: Büyük kardeş
  • Nilgün: Ortanca kardeş
  • Metin: Küçük kardeş
  • Hasan: Recep’in kardeşinin oğlu

Roman, Recep’in ağzından başlıyor. Torunlarının Büyükhanım’ı ziyarete gelmeleri sebebiyle yapılan hazırlıklar, eve gelişleri; Nilgün’ün kumsala gidip denize girmesi, abisi Faruk ile yapmış olduğu sohbetler, O’na olan sevgisi; Faruk’un eşinin kendisini terketmiş olması nedeniyle yaşamış olduğu kaybeden sendromu, tarihi araştırmaları, hatta bu araştırmalar esnasında Beyaz Kale kitabına da Orhan Pamuk’un yıllar öncesinden işaret etmesi, Metin’in gençlik aşkı, Amerika’ya üniversite eğitimine gidip zengin olma hayalleri, Hasan’ın dönemin siyasal kaosu sırasında ülkücü olmayı seçmesi ve örgüt için katılmış olduğu eylemler, Büyükhanım’ın gençliğini düşünüp hüzünlenmesi, eşi Selahattin Darvinoğlu’nun hırsları ve olmayacak hayalleri nedeniyle kendi ailesinden istemeden kopuşu ve onları bir daha hiç göremeyişi, Recep’in gerçekte Selahattin Darvinoğlu’nun oğlu oluşu, yapayalnız geçen hayatı ve daha bir çok olay güzel bir şekilde karakterlerin ağızlarından aktarılıyor.

Peki kitabın adı neden Sessiz Ev? diye düşündüm kendi kendime.. Belki de Fatma Hanım’ın sessiz geçen hayatına bir göndermedir ya da romanın sonunda Nilgün bir anda ölünce, son bölümde Fatma Hanım’ın aşağıdakilere seslenmesi esnasında kimseden ses gelmemesinin ardından yorganın altına girerek herşeyden uzaklaşması sırasındaki sessizliktir bu ismin verilmesine neden olan..

Orhan Pamuk, Öteki Renkler’de Sessiz Ev ile ilgili olarak “Kitaplarımın içinde gençlerin en çok Sessiz Ev’i sevdiğini biliyorum. O kitapta benim gençliğime ilişkin, gerçekten benim ruhuma ilişkin birşeyler olduğu için belki de.. Sessiz Ev’de yer alan gençlerin herbiri bendim. Herbirinde gençliğin ayrı ayrı ruh hallerini kurcaladım ve eğlendim” demiş.

Son derece akıcı bir Orhan Pamuk kitabı ve herkesin okumasını tavsiye ederim..

Kitap

Arı Kovanına Çomak Sokan Kız – Stieg Larsson

Ne yazık ki Millenium Serisi 3. kitabı olan Arı Kovanına Çomak Sokan Kız ile bitti.. Serinin ilk çıktığı dönemde kapak tasarımını çok beğenmediğim için satın almamıştım ama hemen ardından bir kaç tanıdığımın tavsiyesi ve olumlu yöndeki yorumları nedeniyle okumaya karar vermiştim.

İlk olarak Ejderha Dövmeli Kız ile seri başlamıştı. Soluk soluğa okuma tabiri sanırım bu seri için en güzel tanımlama olacak ve ben de bu tanımlamayı rahatlıkla kullanabilirim. Gerçekten soluk soluğa başladı, yine Ateşle Oynayan Kız ile soluk soluğa devam etti ve Arı Kovanına Çomak Sokan Kız ile de soluk soluğa bitti kitap.

Kitap, benim düşünceme göre; hackerlar, derin devlet, duruşmaya hazırlık ve duruşma bölümleri son derece güzel bir şekilde birbiriyle bağlandırılarak 800 sayfa uzunluğa sahip olmasına rağmen bir an olsun konu kopukluğu olmadan okunabilir kılınmış. Bu konudaki başarı elbette ki yazarı Stieg Larsson ‘un.

Stieg Larsson ırkçılığa, cinsel ayrımcılığa son derece muhalif, oldukça da aktivist bir yazar. Bu seriyi aslında 10 kitap yazarak sonlandırmayı planlamış ancak 2004 yılında ani gelen ölümü nedeniyle henüz bitirmiş olduğu 3. kitabı serinin son kitabı olmak zorunda kalmıştı. Ölüm hikayesi de oldukça ilginç. 7. kattaki ofisine çıkmak için asansör düğmesine bastığında, asansörün arızalı olduğunu görünce merdivenleri kullanarak yukarıya çıkmaya çalışıyor ancak bu sırada kalp krizi geçirerek ani bir şekilde ölüyor. Mirasını Komunist İşçiler Derneği’ne bırakıyor ancak yasalara göre bu isteği kabul görmüyor ve miras babası ve erkek kardeşine bırakılıyor. Bu arada son bir not daha, Stieg Larsson’un kitabı 7 yıl içerisinde 65′ten fazla dile çevriliyor ve 50 milyonun üzerinde bir satışa ulaşıyor. Ne yazık ki bu büyük yazar, hiçbir kitabının basıldığını göremiyor.

Stieg Larsson’u da, Mikael Blomkvist’i de, Lisbeth Salander’i de unutamayacağız sanırım..

Ve tabi Erika Berger’i de :)

Alışveriş Kitap

Yeni Kitap Siparişlerim – D&R

D&R bir süredir internet üzerinden yaptığı kitap satışlarında %25′e yakın indirimler yapıyor. Bu nedenle yıllardır toplu kitap siparişlerimi verdiğim kitapyurdu.com yerine artık siparişlerimi D&R web sitesinden vermeye başladım. Diğer satın almalarımı da Remzi Kitabevi’nden yapmaya devam ediyorum.

Eğer İş Bankası Maximum kredi kartınız varsa, bu ay yapılan bir kampanya ile yapacağınız alışverişi peşin fiyatına 10 taksitle alma şansınız olacak. Ayrıca bunun üstüne bir de 100 TL’yi geçen alışverişlerde 10 TL maxipuan da kazanabileceksiniz. Sanırım kitap siparişi vermenin tam sırası. Tıklayın ve siparişlerinizi vermeye başlayın: www.dr.com.tr

Gelelim benim verdiğim siparişlere.. Aşağıdaki listede siparişlerimi bulabilirsiniz. Kitap hakkında bilgi almak için de üzerine tıklayabilirsiniz:


Hit Counter provided by Best Seo Packages