Monthly Archives: November 2011

Hayat Hikayesi Kitap

The Özal – Soner Yalçın&Mehmet Ali Birand

The Özal: Bir Davanın Öyküsü isimli kitabı, geçen ay D&R ‘dan sipariş etmiş ve kitabı okuma listemde arka sıralara koymuştum. Jasper Kent’in On Üç Yıl Sonra isimli kitabını bitirdikten sonra, bir anda bu kitabı okuyasım geldi. Soner Yalçın ve Mehmet Ali Birand, rahmetli Turgut Özal’ın çevresindeki 66 kişi ile, Özal’ın müsteşarlık, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı dönemi ile ilgili anıları derleyerek bu güzel kitabı oluşturmuş.

Açıkçası ilk başlarda kitabın Turgut Özal lehine taraflı olarak yazılmış bir anı kitap olduğunu düşünmüş olsam da, özellikle kitapta Emin Çölaşan ile yapılan röportajları okuduktan sonra karşı cephenin görüşlerine de yer verildiğini gördüm ve kitaba karşı olan önyargım bu şekilde kayboldu.

Özal’ın hayatını inceleyecek olursak; üniversitede akademisyen olarak başlayan kariyerinin daha sonra devlete geçmesiyle memuriyete dönüşmesini, sonrasında ABD’de geçen süre, sonra Sabancı Grubu ve özel sektörde geçen süre ve derken yeniden devlete dönüşü, bunu takiben Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı gibi birbirinden farklı dönemler ile karşılaşıyoruz. Benim dikkatimi çeken bir nokta; dönem, daha doğrusu mevkiisi her ne olursa olsun iletişime son derece açık ve son derece çalışkan bir insan rahmetli Turgut Özal. Bazı noktalarda eleştiri oklarımızın ucu çok sivrilse de, reformist ve füturist yönünü takdir etmemek sanırım O’na karşı yapacağımız en büyük haksızlık olacaktır.

Cumhurbaşkanlığı dönemi sırasında ellerinin arasından kaybolup giden partisi ANAP’ın yerine yeni bir parti kurmuş olması, Cumhurbaşkanlığı’nı bırakıp bu partinin başına geçerek yeniden siyaset sahnesine dönme isteği altı çizilerek belirtilmiş. Ölmeseydi belki yakın tarihimizde bir değişiklik olabilirdi ancak okuduğum kadarıyla yeni parti ile seçimlere girmesi durumunda kazanma ihtimali pek de yüksek değilmiş.

1981 doğumlu olmam münasebetiyle, 1993 yılında Turgut Özal’ın rahmetli olması sırasında henüz politik açıdan bir fikrim ya da bu konuları anlama yetisine sahip değildim. Ancak Turgut Özal’ın 1983-1993 arasına tam anlamıyla damgasını vurmuş bir lider olması nedeniyle, O’nun hayatını anlatan bir kitabın aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihi konusunda da son derece bilgi verici bir kitap olacağını düşünmüş ve bu kitabı o nedenle sipariş etmiştim. Neyse ki yanılmamışım..

Keyifli, bilgi verici ve akıcı bir kitaptı. Okunmasını tavsiye ederim..

Hayat Kitap

Kenize Mourad

23 – 25 Kasım tarihleri arasında Uluslararası İşbirliği Platformu tarafından düzenlenen Boğaziçi Bölgesel Ortaklık Zirvesi’nin ana sponsorlarından birisiydik. Bölge ülkelerin bakanları, müsteşarları ve hatta prensleri dahil olmak üzere çok sayıda üst düzey katılımcıya evsahipliği yapan zirveden, sanırım şirket olarak en karlı çıkan biz olduk. 55 yıldır ismi prestij ve güvenle aynı anlama gelen Koray İnşaat’ın yeni hedeflerine ilerlemesinde bu zirvenin de mutlaka olumlu bir etkisi olacaktır..

Peki Kenize Mourad ile zirve ne alaka? Zirvenin ikinci gününde, “Bölgesel Kalkınmada Kadının ve Kadın Girişimciliğinin Artan Önemi” konulu yuvarlak masa toplantısında Kenize Mourad, Elif Şafak, Nadia Lamlili ve Berna Akyıldız panelist olarak yer alıyordu. O günkü öğle yemeğini biz düzenlemiştik ve Kenize Mourad protokolde benim olduğum masanın yanındaki masada yerini almıştı. Açıkçası yoğunluktan, kendi masamdaki misafirlerle etmiş olduğum sohbet esnasında sadece bir an için Kenize Mourad’ın yan masada olduğunu farketmiş ve sonrasında da tamamen aklımdan çıkmıştı onun bizlerle birlikte olması.

Akşam ise, TOBB ‘un düzenlediği bir resepsiyon vardı. Tüm günün yorgunluğu birikmişti, dalgın bir şekilde ayaküstü birşeyler atıştırıyordum. O esnada yanıma yaşlı ve çok zarif bir bayan geldi. Şirketimizin sahibi de dahil olmak üzere, sponsor olmamız münasebetiyle hepimiz yaka kartları takıyorduk. Bu bayan yaka kartıma doğru bakıp,tüm zerafeti ve tatlılığı ile “Sanırım bu organizasyonun sponsorlarından birisisiniz, hadi bana biraz şirketinizi anlatın” dedi. Ben de gayrı ihtiyari başladım yaptığımız işlerden bahsetmeye. O esnada depremden, depremde hayatını kaybeden insanlardan konuşmaya başladık. Ve derken bir anda ben karşımdaki kişinin Kenize Mourad olduğunu farkettim. “Siz Kenize Mourad değil misiniz?” soruma cevaben, “Evet, ama sakın belli etmeyin, çok yorgunum ve ayıp olmasın diye resepsiyona katıldım, az sonra odama çıkacağım kimselere görünmeden” dedi. Yazdığı kitaplardan, Orhan Pamuk’tan sohbet ettik. Hatta bir gün Orhan Pamuk’a bir yerde ödül verdiğini ama büyük ihtimalle bunu Orhan Pamuk’un hatırlamayacağını söyledi.

O esnada Dubai’li büyük bir yatırım grubunun Yönetim Kurulu Başkanı beni görünce yanımıza geldi. Selamlaştık ve kendisi Kenize Mourad ile olan sohbetimizi dinledi. Sonra O’na, “Siz nerelisiniz?” diye sordu. Bu arada şu bilgiyi vermeliyim, Kenize Mourad Türkçe bilmiyor ve Fransız aksanı ile gayet akıcı bir şekilde İngilizce konuşuyor. “Ben Türk’üm” diye yanıtladı Kenize Mourad. Dubai’li iş adamı ise ya anlamadı ya da inanmadı ve yeniden tekrar etti sorusunu. Ve yine aynı cevabı aldı. O esnada araya girip, Kenize Mourad’ın Padişahın torununun kızı olduğunu, Türk olduğunu ancak hep Fransa’da yaşadığı için Türkçe bilmediğini söyledim. Dubai’li dostum çok şaşırdı :)

Kenize Mourad ile e-maillerimizi aldık, “Begüm” isimli kitabını okumamı rica etti ve kitabı okumamın ertesinde yorumlarımı göndermem hususunda birbirimize e-mail adreslerimizi verdik.. D&R’dan Begüm’ün siparişini verdim ve kuvvetle muhtemel yarın ofise gelmiş olacak Kenize Mourad’ın yazmış olduğu diğer iki kitap ile birlikte.. Sohbetimize son verirken, yazımın en başında gördüğünüz hatıra resmini çektirdik..

Hani bazen sorarlar ya programlarda, “tek kelime ile nasıl tarif edersiniz?” sorusunu.. Kenize Mourad ile ilgili olarak bana bu soruyu sorarlarsa cevap çok basit: Asalet..

 

Kitap

On Üç Yıl Sonra – Jasper Kent

Jasper Kent’in yazmakta olduğu Danilov Beşlemesi serisinin ikinci kitabı olan On Üç Yıl Sonra ‘yı yaklaşık 1 ay önce okudum. İlk kitabı olan On İki ile ilgili yazımı kitap ismine tıklayarak okuyabilirsiniz.

Gelelim On Üç Yıl Sonra ‘ya.. Kitap, 1812 yılında geçen ilk kitaptan on üç yıl sonra, 1825 yılında yine Rusya’da geçiyor.  Napoleon komutasındaki Fransız Ordularının Moskova’yı işgal ettiği 1812 yılında Opriçnikler ile girdiği mücadeleyi kazanan Aleksey Danilov hiç beklemediği  bir anda, yeniden vurdalaklar ile karşılaşıyor. Kendisini bu sefer Çar’ı ve Çar hanedanlığını korumak amacıyla bir serüvenin içerisinde buluyor. Bu sefer serüvenin içerisine, büyüyüp orduya dahil olan oğlu, henüz ufak bir çocuk olan kızı (kızın annesi hiç de sürpriz olmadı), St. Petersburg’daki eşi (ihaneti tam bir sürpriz, üstelik Aleksey’i aldattığı kişi tam bir bomba) ve elbette Çar Hanedanlığı da dahil oluyor. İtiraf etmeliyim ki, Jasper Kent hem kurgu konusunda, hem de sürükleyicilik konusunda tam bir dahi. Kitap bir anda başlıyor ve emin olun nasıl bittiğini farketmek imkansız.

Kitap bir hamlede bitiyor bitmesine, ama insanda bıraktığı merak hiç de öyle değil.. Jasper Kent şu an üçüncü kitabı yazıyor ve sanırım Türkçe’ye çevrilmesini bile beklemeden, orjinali çıkar çıkmaz Amazon’dan satın alıp Kindle’ımdan okuyacağım.

Merak ettiğim nokta şu: Danilov artık epeyce yaşlandı. Danilov Beşlemesi’nde bundan sonraki kitaplarda Aleksey Danilov’un oğlu mu başrolü devralacak, yoksa Çar vurdalak oldu da, bir şekilde Aleksey Danilov’u da vurdalak yaparak onu ölümsüz kılacak ve kalan kitaplarda da Aleksey Danilov mu başrolde olacak? Gerçekten çok merak ediyorum ve sabırsızlıkla üçüncü kitabı bekliyorum.

Bu serinin okunmasını kesinlikle tavsiye ederim..

Seyahat

Nijerya İzlenimleri

Nijerya’da geçen 5 günün ardından, Cumartesi günü Türkiye’ye döndüm. Bayram nedeniyle Babam ve Annem İstanbul’da ve zamanımı onlarla keyif içerisinde geçirdiğim için, ancak şimdi bir şeyler yazmak için fırsatım oldu. Çok detayına girmeden Nijerya ile ilgili izlenimlerimi yazmak istedim..

Öncelikle; Nijerya’ya gitmeden önce zihnimde canlandırdığım ülke çok daha geri kalmış bir yerdi. Gittiğimde gördüm ki, çok da geride kalmamış, İngiliz’ler tarafından uzun yıllar sömürülmesinin neticesinde de, kendi kültüründen bir hayli uzaklaşmış bir ülkeydi Nijerya. En azından bende böyle bir izlenim uyandırdı. Bir gaflet neticesinde her ne kadar herhangi bir aşı olmadan gitmiş olsak da, ülkeye girişte aşı olduğumuzu göstermesi gereken sarı defterin yokluğu nedeniyle ülkeye girişimiz biraz sıkıntılı oldu. Sanırım 15-20 USD’ye halledecektik bu problemi ancak o anda imdadıma, Nijerya’ya misafiri olarak gittiğimiz kişi yetişti. İsmini söylememizin ardından tüm kapılar ardına dek açıldı dersem sanırım abartmış olmam. (Bu kişinin ismini iş ile özel hayatı birbirine karıştırmamak adına vermeyi uygun görmüyorum. Zaten siz de meraktan ölmüyorsunuzdur :)

Lagos Nijerya’nın en büyük kenti. Abuja ise başkenti. Abuja’nın en ilginç özelliği ise, bundan 30 yıl önce şehir bile denemeyecek kadar küçükken bir anda başkent olması. Başkent ünvanı Lagos’tan alınıp, Kuzey’deki Müslümanlar ile Güney’deki Hristiyanlar arasında bir noktada buluşulmak isteği nedeniyle 30 yıl kadar önce Abuja’ya verilmiş. O günün ardından ise, Abuja’ya sürekli yatırımlar yapılarak yepyeni bir kent inşaa edilmiş. Abuja’da bir gün kaldım ancak şunu söyleyebilirim ki, Lagos’tan kat be kat daha güzel bir şehir. İmarı daha düzgün yapılmış, insanlar daha modern bir görüntü içerisinde. Örneğin yukarıdaki resmi Lagos’un her yerinde çekmek mümkünken, Abuja’da bu şekilde kişileri görmek son derece güç.

Nijerya’da çok fazla Türk yaşamıyor. Büyükelçi Sn. Ali Rıfat Köksal son derece sıcakkanlı ve biz Türk’lere her konuda yardım etmek için bir hayli özverili bir çaba içerisinde. Kendisine tüm misafirperverliği ve yardımlarından ötürü ne kadar teşekkür etsem sanırım az kalacaktır.. Tanıştığım bir diğer Türk ise, bana bir kez daha “dünya çok küçük” söylevini hatırlattı. Boğaziçi MBA’den arkadaşım olan Fırat’ın bana daha önce Lagos’ta P&G’de çalışan bir arkadaşından bahsetmesi üzerine, kendisi ile görüşüp, kendi ağzından Lagos ve Nijerya konusundaki tecrübelerini dinlemek istemiştim. Buradan Gizem’e de sonsuz teşekkürler, kendisi ile birlikte çok güzel bir akşam yemeği yedik ve çok keyifli bir sohbeti paylaştık. Hatta ortak arkadaşlarımızın da kulaklarını çınlatarak yemeği daha keyifli hale getirdiğimizi de söyleyebilirim. Ortak arkadaşımız, çok sevdiğim Pınar o akşam (New Jersey saati ile öğleden sonra) bizi iş yoğunluğu nedeniyle pek kaale almamış olsa da, intikamını haftaya Türkiye’ye geldiğinde kendisinden alacağımdan yana hiç bir şüphem yok. RSS Reader’ım sayesinde, Nijerya dönüşünde Gizem’e ait olan bu blog’u da buldum: Hello Africa Okumanızı tavsiye ederim..

Biraz da yemek konusunda değinmek istiyorum. Açıkçası, Abuja’da işlerin yoğunluğu nedeniyle yemek yemeye hiç fırsatım olmadı. Air Nigeria ile gerçekleşecek olan iç hat uçuşumun da bir kaç kez tehir edilmesi üzerine Lagos’a çok geç bir saatte döndüm ve o gün tabir-i caizse aç kaldım. Ancak o gün dışında hiç zorluk çekmedim diyebilirim. Oteller’de yer alan restoranlar bir hayli güzeldi diyebilirim. Ben Oriental Hotel’de kaldım. Biraz pahalı ancak oldukça temiz ve Victoria Adası’nda yer aldığı için her yere ulaşımı kolay. Ayrıca içerisinde çok güzel bir Çin, bir de Japon Restoranı yer alıyor. Gizem ile yemeği Eko Hotel’deki İtalyan Restoranı’nda yedik ve ben oldukça beğendim buradaki yemekleri. Bunun dışında Radisson Blu Otel’indeki restoran da gayet lezzetli yemeklere sahipti.. Uzun lafın kısası, Nijerya’da aç kalmazsınız korkmayın :) Otel olarak da, Lagos’ta Oriental Hotel, Radisson Blu Hotel, Four Point by Sheraton ‘ı tavsiye edebilirim. Abuja’da ise Sheraton’ı pek tavsiye etmiyorlar, o nedenle Hilton’dan şaşmamak gerekiyor..

THY’nin Lagos’a haftada 4-5 gün direk seferleri yer alıyor ve seyahat yaklaşık 6 saat 30 dakika sürüyor. İç hat uçuşlarda Air Nigeria’yı tavsiye ederim. 4-5 yıl önce üstüste gerçekleşen iki uçak kazasında ölen yüzlerce kişinin ardından havayolu taşımacılığı konusunda önlemler artırılmış ve son derece güvenli bir yolculuk yapmak mümkün gözüküyor. Uçaklar ne yazık ki biraz eski, ama en azından Boeing.. (YAK 42 yok :)) Para birimi Nigerian Naira (1 USD = 158 NGN), Kasım başında hava sıcaklığı 33-34 derece civarındaydı. Lagos Okyanus kıyısında yer alması nedeniyle bir hayli rutubetli ancak yine de nefes alınabiliyor. Yaşanabilecek yerler olarak da, Ikoyi ve Victoria Island’ı önerirsem sanırım pek de yanlış yapmış sayılmam bu kıt Lagos bilgimle..


Hit Counter provided by Best Seo Packages