Halil Cibran

Halil CibranHalil Cibran ile tanışmamı sağlayan, lise son sınıftayken Ayşe’nin satın alıp okumuş olması sayesinde evde bulduğum, Türkçe’ye Ermiş olarak çevrilmiş, The Prophet isimli kitabıydı. Kitap şu şekilde başlıyordu: “Kendi gününün şafağında, seçilmiş ve sevilen insan Al-Mustafa, tam on iki yıl boyunca Orphales şehrinde, gemisinin geri dönüp kendisini doğduğu adaya götürmesini bekledi. Ve on ikinci yılda, hasat ayı olan Ielool’un yedinci gününde, şehir duvarlarından uzak bir tepeye tırmandı, denize doğru baktı ve gemisinin sisle beraber gelişini seyretti.”

Al-Mustafa gemi ile geri dönmeye karar veriyor ancak, kaldığı on iki yıl boyunca onu çok seven ve ona büyük saygı besleyen Orphales halkı onun gitmesini istemiyorlar. Ancak Al-Mustafa’nın geri dönmekteki kararlılığını farketmelerinin ardından, hiç değilse bu son gününde ondan daha fazlasını öğrenebilmek adına ona bazı konular hakkındaki görüşlerini soruyorlar. Bu konular aşk, evlilik, yasalar, özgürlük başta olmak üzere toplam 26 adet ve Al-Mustafa her bir konu hakkında bir şiir okuyor. Buraya tıklayarak, Al-Mustafa’nın, sevgi anlayışını okuyabilirsiniz..

Tekrar Halil Cibran’a dönecek olursak; geçtiğimiz yüzyılın gördüğü en büyük ressam, şair ve filozoflardan birisi olan Cibran, 1883 yılında Lübnan’da katolik bir ailede doğuyor. Babasının başı kumar borçları nedeniyle belaya giriyor ve hapse atılıyor. Bunun üzerine annesi yanına Halil, Sultana, Marianna ve Peter’i de alarak, erkek kardeşinin daha önceden göç ettiği ABD’ne gidip, Boston’a yerleşiyor. Eğitimine Boston’da devam eden Cibran, üniversite eğitimi için yeniden Lübnan’a, bu sefer Beyrut şehrine dönüyor. 1902 yılında üniversite eğitimini tamamlamasının ardından yeniden Boston’a dönüyor. Döüşünden 2 hafta önce kız kardeşi Sultana tüberküloz nedeniyle hayatını kaybediyor ve Halil Cibran için, ömrünün kalanında hayatına yön verecek olan hüzün dolu günler başlamış oluyor. Ertesi yıl erkek kardeşi Peter’i yine tüberkülozdan kaybederken, annesini ise kanserden kaybediyor. Henüz 20 yaşındadır ve hayatta sadece kız kardeşi Marianna kalmıştır. Bu dönemde Marianne hayatlarını idame ettirebilmeleri için bir terzide çalışmaya başlıyor. Cibran’ın hayatında en önemli rolü oynayan bayanlardan birisi de 1904 yılında açmış olduğu ilk sergisinde tanıştığı ve hayatı boyunca hep yakınlarında olacak olan Mary Elizabeth Haskell’dir.

1908 yılında Halil Cibran iki yıl sürecek olan bir sanat eğitimi nedeniyle Paris’e gidiyor. Burada, kalan ömründe en yakın dostu olarak göreceği Youssef Howayek ile tanışıyor ve 1910 yılında yeniden ABD’ne dönerek, 1918 yılına kadar çeşitli kitapların kapaklarında basılmak üzere resimler çiziyor ve Arapça denemeler yazıyor. 1918 yılında ilk kez İngilizce bir kitap yazıyor ve bu kitap The Madman ismiyle yayınlanıyor. Türkçe’ye Deli ismiyle çevrilmiş bu kitap, özellikle içerdiği kısa pasajlardaki anlamlar ile birçok kişi tarafından çeşitli filmlerde replik olarak kullanılmıştır ve hala Cibran’a saygısızlık etmek  pahasına kaynak verilmeden kullanılmaya da devam etmektedir. Bir zamanlar çok sevilen ve izlenen, başrolünde Kenan İmirzalıoğlu’nun oynadığı Deli Yürek isimli mafya dizisindeki Kuşçu karakteri, binanın çatısında çayını demlerken, Kenan İmirzalıoğlu’na bilge bir üslupla hikayeler anlatırdı hatırlarsınız. Neredeyse tamamı Deli kitabından alınan hikayelerdi. Ne dizinin sonunda ekranda beliren yazılarda bununla ilgili bir not gördük, ne de hikayeleri bir miktar değiştirme çabası.. Düpedüz aynısını, tabirim uygun olursa, araklamışlardı!

Mistisizmle çok derinden ilgilenen Halil Cibran 1918 yılında The Madman ‘in yayınlanmasının ardından, The Forerunner (1920), The Prophet (1923), Sand and Foam (1926) başta olmak üzere bir çok kitap yayınlamıştır. Bu kitaplardan en çok bilineni, Türkçe’ye Ermiş olarak çevrilmiş olan, ve Türkçe’nin haricinde 40′ın üzerinde dile de çevrilmiş olan The Prophet’tir. Halil Cibran 1931 yılında siroz ve tüberküloz nedeniyle iflas etmiş vücudundan çıkan son nefes ile New York’ta öldüğünde henüz 48 yaşındaydı. Arkasında çok değerli kitaplar ve resimler bırakan bu büyük filozofun mezarı, kendi isteği üzerine bir yıl gecikmeyle de olsa Lübnan’ın Bsharri kentinde, kızkardeşi Marianna ve Mary Elizabeth Haskell tarafından satın alınıp, ardından da kendi adı verilen bir müzeye gömülmüştür. Dünyanın birçok yerinde adına anıtlar bulunmaktadır. Bsharris’teki mezarında hayattayken bırakmış olduğu vasiyet üzerine şu sözler yazılmıştır: “I am alive like you, and I am standing beside you. Close your eyes and look around, you will see me infront of you.”

Dinler arasında yaşanan problemler nedeniyle duymuş olduğu rahatsızlığın ardından ifade ettiği şu cümle de son derece anlamlıdır: “You are my brother and I love you. I love you when you prostrate yourself in mosque, and kneel in your church, and pray in your sinagogue. You and I are sons of one faith: the Spirit..”

Ve son olarak da yeni öğrendiğim bir bilgiyi daha yazmak istiyorum. The Beatles ‘ın 1968 yılında çıkarmış olduğu albümde yer alan Julia isimli şarkısında, Halil Cibran’ın Sand and Foam isimli kitabındaki şu sözler yer alıyor: “Half of what I say is meaningless, but I say it to so that the other half may reach you..” John Lennon’ın sözleri şarkıda kullanırken çok az değiştirmiş: “Half of what I say is meaningless, but I say it just to reach you..” O dönem inkar mı etti yoksa kabul etti mi bilemiyorum ama efsane John abimiz de sanırım Kuşçu gibi, Halil Cibran’dan bu sözleri araklamış :) Kral, yani Elvis abimiz hiç değilse hayranı olduğu Halil Cibran’ın yüzlerce kitabını satın alıp, çevresindekilere onu tanıtmak için hediye ediyordu. Ne diyelim, Kuşçu hariç hepsi şu an öbür dünyada ve eminim ki hesabı ödüyorlardır :)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Hit Counter provided by Best Seo Packages