Kayıp Mesih Sabetay Sevi’nin İzini Sürerken – John Freely

John Freely’nin yazmış olduğu bu kitabı, Akmerkez Remzi Kitabevi’nde dolaşırken kapağının ilgimi çekmesi sonucunda satın aldım ve okudum. Sabetay Sevi, Sabetayistler, vs. gibi ifadelere son yıllarda çok sık rastlıyoruz. Özellikle Soner Yalçın’ın yazmış olduğu, “Efendi – Beyaz Türkler’in Büyük Sırrı” isimli kitabın yayınlanmasının ardından Türkiye’de bu konuda herkes bilgi sahibi olduğunu düşündü ve olur olmadık her konuda bu ifadelere başvurdu. Tıpkı başka bilinmeyen ama iyi bilindiği iddia edilen kurumlara yöneltilen saçma sapan yakıştırmalar ve hatta suçlamalar gibi.

Kitapta mesih olduğunu iddia eden Sabetay Sevi’nin yaşamının bir kesiti yer alıyor. Tabi ki bizleri ilgilendiren, yani kendisini mesih olarak ilan ettiği dönem yoğun olarak aktarılıyor. Kitabın son bölümlerinde ise Sabetay Sevi’nin ölümü, nerede öldüğü konusundaki farklı görüşler, vb. konulardan bahsediliyor.

Açıkçası, Sabetay Sevi’nin inanırlarını rencide etmek gibi bir düşüncem asla olamaz ancak nacizane düşüncem, John Freely’nin de objektiviteden uzaklaşmamak pahasına çok açık bir şekilde ifade etmekten çekinmesine rağmen kitabında yoğun bir şekilde hissettirdiği gibi, bence de Sabetay Sevi’nin mesih olmak bir yana, aklı selim bir kişi olmasına dahi pek ihtimal veremiyorum. Umarım yanılmıyorumdur, yoksa öbür dünyada cayır cayır yanarız :)))

Kapağın ilgimi çekmesinin nedenine gelirsek, uzun zamandır bu konuda bilgim olmadığını düşünmem ve bu konuda objektif bir eser bulma konusundaki inançsızlığımdı diyebilirim. John Freely ismini daha önce duymamıştım ancak yabancı bir yazarın bu konudaki araştırmasının daha objektif olabileceğini düşünerek kitabı satın almıştım. Eve geldiğimde ilk iş olarak kitabı okumak yerine, kitabın yazarının biraz araştırmaya koyuldum.. Kimdi bu John Freely?

 

John Freely 1926 İrlanda’lı bir ailenin oğlu olarak New York’ta doğuyor ve 17 yaşında henüz lise öğrencisiyken eğitimini yarıda bırakarak İkinci Dünya Savaşı’na katılıyor. Savaştan döndüğünde Roosevelt yönetimi, savaşa katılanlara lise mezunu olmasalar dahi üniversite bursu verileceğini söylüyor ve bu şekilde Freely üniversitede fizik okuyor. 1960 yılında New York Üniversitesi’nde doktorasını tamamlamasının ardından Türkiye’ye gelerek önce Robert Kolej’de fizik öğretmeni olarak çalışıyor. 16 yılın sonunda 1976 yılında Türkiye’den ayrılıyor. Daha sonrasında Türkiye’yi özlemiş olsa gerek, 1988 yılında Koç Lisesi’nde çalışmaya başlıyor. Arada iki yıl süren bir Venedik macerasının ardından 1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışmaya başlıyor. Kendisi fizik profesörü olmasına karşın Boğaziçi Üniversitesi’nde bilim tarihi dersi vermiş ve bunun yanında özellikle İstanbul ve Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili onlarca kitap yazmış.

John Freely’e kendimi yakın hissetmemis sebebi sanırım kızı Maureen Freely.. Mauren Freely, Orhan Pamuk sevenleri için çok da yabancı bir isim değil.. Orhan Pamuk’un romanlarının İngilizce çevirmenliğini yapan kişinin ta kendisi..! :)

John Freely’nin 2 gün önce Akmerkez Remzi Kitabevi’nde dolaşırken yeni bir kitabıyla karşılaştım. “Osmanlı Sarayı: Bir Hanedanlığın Öyküsü”. Okumayı planladığım sıradaki kitaplardan birisi bu kitap oldu.. Bitirdiğimde onunla ilgili de birşeyler mutlaka yazarım..

Yazarın hayat hikayesini de öğrendiğim ve burada yazmama vesile olan Miraç Zeynep Özkartal’ın John Freely ile Milliyet Blog adına yapmış olduğu söyleşiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Hit Counter provided by Best Seo Packages