Monthly Archives: January 2012

Düşünce

Karda Yürümek..

Çocukluğumdan beri kar yağdığında hep mutlu oluyorum. Az önce Baba’mla telefonda konuşurken, Zeynep’ciğin kar yağışından ötürü çok mutlu olduğunu öğrendiğimde, “sanırım tüm çocuklar kar yağınca mutlu oluyorlar” diye düşündüm.. Bu yazıyı okuyan sizler, sanırım sizleri de mutlu ediyordur yağan lapa lapa kar..

Polatlı’da büyüdüğüm için, her kış en az 4-5 sefer doyasıya kar yağışını görürdüm. Büyüdükçe tüm güzel şeylerin yok olması gibi, küresel ısınmadan mıdır nedendir bilinmez, kar yağışları da azaldı. Hele hele İstanbul’da çok nadir yağıyor şöyle okkalı bir kar. Ta ki bugüne kadar..!

Askerliğimi Bayburt’ta yaptım. Aralık – Mayıs ayları arasında, hemen hemen hiç toprağa basmadım diyebilirim. Zemin hep beyazdı çünkü.. Mayıs ayında resmim var bir dağ köyünde 180 cm yüksekliğinde bir kar birikintisinin yanında çekilmiş.. Hayatımda hiç o kadar düşük bir dereceyi göstermemişti dereceölçer. Tam -36 derece. İnanması zor biliyorum ama askerliğimi birlikte yaptığım arkadaşlarım şahit olacaklardır sanırım bana. Gözlerimi kırptığımda, çıtır çıtır sesler gelirdi gözün etrafında bulunan sıvının donmasından mütevellit..

Askerden sonra ise 1.5 yıl Ukrayna’da yaşadım, başkent Kiev’de. Ukrayna’lı arkadaşlarım hep soruyorlardı: “Nasıl? Ukrayna çok soğuk değil mi?” diye.. “Gelin siz bir de Bayburt’un soğuğunu görün, Ukrayna’daki ne ki?..” diye yanıtlıyordum her defasında.. Beyaz günler devam etmişti Bayburt sonrasında Kiev’de de..

Ve bu akşam İstanbul.. Hava çok da soğuk değildi belki ama kar feci yağıyordu. Trafik olacağını tahmin ettiğim için, işten biraz erken çıkıp bir an önce evime geleyim istedim. Normalde yürüyerek 20 dakika, araba ile ise 5-6 dakika süren yolun, 45 dakika sonrasında henüz yarısına bile gelememiş olmanın verdiği ümitsizlik ile park ettim arabayı ilk bulduğum sokağa. Bakalım yarın yerinde bulabilecek miyim arabayı :) Geri kalan yolu yürüdüm.. Çok güzel bir ara sokaktan geçtim, çam ağaçları bembeyaz olmuştu bu sokakta. Sonra Nispetiye Caddesi’nde yürüdüm. Ve derken siteye girdim. Girerken de, yazının başında gördüğünüz resmi çektim. Ne kadar güzel.. Bembeyaz.. Romantik..

Tabi bu yukarıda saydıklarım hep bizler için güzel. Peki ya evi olmayan kişiler? Yani demek istediğim evsizler ne yapacaklar bu gece? Ya sokakta yaşayan hayvanlar?.. Onlar için romantik olmadığına adım gibi eminim.. Sokakta yaşayan bir evsiz görsem mutlaka yardım ederdim bugün. Evime alamasam da, en azından akşam sıcak bir yemek yemesine yetecek parayı cebine koyardım. Ancak bu şekilde kimseye rastlayamadığım için böyle bir yardımda bulunamadım. Bari çevremizde gördüğümüz hayvancıklara yardımcı olsak bu akşam? Bugünlük apartmanın kapısını yanlışlıkla açık unutuversek mesela? Kediler içeriye girse ve biraz ısınsalar? Hazır apartmanımızın, Ukrayna’daki Babuşka sistemini (bilmeyenlere bilahare anlatırım) aynen devam ettiren Ender Teyze’si bu akşamlık yönetim odasında değilken, o pisi pisicikler kontrol etsin bu akşamlık apartmana giren çıkanı. Ender Teyze’den daha az karışacaklarına eminim girene çıkana :)

Bu akşam umarım ısınmaya ihtiyacı olan tek canlının kendimiz olmadığının farkındayızdır..

Kitap

Begüm – Kenize Mourad

Bir iki ay kadar önce katıldığım bir yemekte tesadüf eseri Kenize Mourad ile tanışıp, kendisi ile sohbet etmiştim. Buraya tıklayarak bu sohbet ile ilgili yazımı okuyabilirsiniz. Bu sohbet esnasında Kenize Hanım, son yazdığı kitap olan Begüm’ü okuyup okumadığımı sormuş, henüz okumadığımı öğrenince de okumamı tavsiye etmişti. Ona verdiğim söze uymuş, şu ana kadar Türkçe’ye çevrilen 3 kitabını satın almış, ilk olarak da içlerinden Begüm’ü okumaya başlamıştım. Kitabı Pazartesi günü Nijerya’da bitirdim. Kitap ile ilgili yorumlarımı ise, Türkiye’ye döndüğümde yazmaya karar vermiştim. Bugün bütün günü uzun ve yorucu bir Nijerya seyahatinden sonra uyuyarak geçirdikten sonra, nihayet yazıyı yazacak enerjiyi kendimde bulabildim. Nijerya’ya son gittiğimde gördüğüm genel grev ve izlenimlerim ile ilgili bir yazıyı da bir iki gün içerisinde yazacağım. İnsanlar, benzindeki sübvansiyonun kaldırılması sonrasında benzinin 1 USD’ye çıkması karşısında tüm ülke genelinde genel grev yaparken, bizler dünyanın en pahalı benzinini kullanıyor olmamıza rağmen sesimizi bile çıkarmayıp, üstüne bir de Afrika ülkelerinde yaşayan insanları küçümsüyoruz. Helal olsun Nijerya’lılara, bu şekilde haklarını savundukları için..

Gelelim Begüm’e.. Kitap Hindistan’ın İngiliz sömürüsü esnasında geçen bir kahramanlık hikayesini konu alıyor. Dönem olarak da, İngilizler’in Hindistan’ı sömürgeleri haline getirmelerinden yaklaşık 100 yıl sonra geçiyor. Bu dönem sırasında yaşanan olaylar, Hindistan’daki insanları artık bir nevi çileden çıkartıyor ve bir isyanın başlaması kaçınılmaz oluyor. İsyanın merkezinde ise Begüm isimli bir Hazret Mahal yer alıyor..

Muhammedi isimli genç bir kız varlıklı bir aileden gelmese de, aklını ve güzelliğini kullanarak önce Kral’ın gözdeliğine ardından da ona bir erkek evlat doğurarak Begüm’lüğe kadar yükseliyor. Hikaye bir yerlerden tanıdık geliyor olsa gerek. Sülüman dizisinden mesela :))) Ancak şunu hemen belirteyim ki, Begüm’ün yaşadığı güzel yıllara kısa sürüyor ve kumpanya Hindistan’daki baskısını artık eziyete çevirince işler içinden çıkılmaz bir hal alarak isyana dönüşüyor. Kral esir ediliyor ve zaten çok da cesur davranamayan Kral’ın esaretinin ardından isyanı yönetmek için kendisini bu isyanın merkezinde bulan Begüm’ün cesaretine tanık oluyoruz kitapta.. Ve bu esnada yaşanan bir aşka da..

Sonu pek istediğim şekilde, isyanın kazanılması ile bitmedi ama olsun, uzun süredir okuduğum en güzel kitaplardan birisiydi. Eleştirebileceğim tek konu, bizlere yabancı olan bir sürü ünvan ve isim kullanıldığı için bu ünvan ve isimler arasında kaybolup, bir türlü karakterleri aklımızda tutamamamız diyebilirim. Keşke Kenize Mourad bu konuda bir miktar daha özenli davranabilseymiş. Ancak bunun haricinde, son derece akıcı ve Hindistan’da 1850′li yıllarda yaşanan olayları anlamamıza yardımcı olabilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum Begüm’ün. Gandhi’nin başlatmış olduğu harekete kadar, bu denli büyük bir isyan çıkmamış ve Hindistan bağımsızlığını kazanmak adına belki de Begüm’ün estirmiş olduğu rüzgarı iyi değerlendiremeyerek bağımsızlığını kazanmak adına 70-80 yıl geç kalmıştır.

Herkesin okumasını tavsiye ederim, çok keyifliydi..

Müzik Şiir

Ünzile

Son 10 gün bir hayli yoğun geçti. Önceki hafta bir misafirim vardı yurt dışından ve tüm hafta onunla birlikteydim. Haftasonu ise, yılbaşını ailemle geçirmek için Ankara’daydım. Hem ailemle çok güzel bir akşam, hem de ertesi gün çok keyifli bir gün geçirdim..

Pek televizyon izlemesem de, Ankara seyahatleri sırasında evdekiler izledikleri esnada ben de mecbur televizyon karşısında buluyorum kendimi. Bu Pazar akşamı bir şarkı yarışmasında, beyaz bir elbise içerisinde bir kız çocukluğumuzdan hatırladığımız Ünzile şarkısını söyledi. (Eğer bu şarkıyı şu anda Şebnem Ferah’ın yorumu ile dinlemek isterseniz, hemen sağdaki menüden ilgili şarkıya tıklayıp, dinleyebilirsiniz.)

Televizyon programındaki kız ne yazık ki pek güzel söyleyemedi şarkıyı. Ama o güzel ve bir o kadar can acıtan bu sözler, güzel bir ses aramıyor ki kalbimizi iki değirmen taşı arasında bir buğday tanesi gibi ezmek için.. Beni etkileyen bir diğer konu ise, kızın giymiş olduğu beyaz elbiseydi. Kefen miydi?.. Gelinlik miydi?.. Bilemedim.. Belki de her ikisi bir aradaydı, binlerce Ünzile’nin giydiği gibi..

Aysel Gürel’i hep sıradışı yaşamı ile hatırlıyoruz. Ve tabi yazdığı birbirinden güzel şiirler ve şarkı sözleri ile.. Onno Tunç’u ise yapmış olduğu birbirinden güzel besteleri ile.. Ünzile şarkısının sözleri Aysel Gürel’e, bestesi ise Onno Tunç’a ait. Mükemmel olmama gibi bir şansı yoktu zaten.. Eğer hala sağ taraftaki linke tıklamadıysanız, bir zahmet tıklayıp da dinleyin şu şarkıyı :)

Binlerce Ünzile’nin, dünyanın sonunun köyün en son çiti olmadığını farkedeceği, cesaret dolu yıllara..

 

Ünzile insan dölü

On kardeş beşi ölü

Büyüdükçe un ufak

Ve gelir de görücü

 

İnci gibi dişi

Görücü bilir işi

Söğüdüm ağlar gider

Olur hatun kişi

 

Varmadan sekizine

Ergin oldu Ünzile

Hem çocuk hem de kadın

Onikisinde ana

Bir gül gibi al ve narin

Bir su gibi saydam ve sakin

Susar kadın Ünzile

 

Yağmuru kim döküyor

Ünzile kaç koyun ediyor

Dayaktan uslanalı

Hiçbir şey sormuyor

 

Yağmuru kim döküyor

Ünzile kaç koyun ediyor

Dayaktan uslanalı

Hiçbir şey sormuyor

 

Korkar durur gitmez

Köyün en son çitine

İnanır o sınırda

Dünyanın bittiğine

 

Ünzile insan dölü

Bilinmezlere gebe

Sırların mihnetini

Yükleyip de beline

 

Varmadan sekizine

Ergin oldu Ünzile

Hem çocuk hem de kadın

Onikisinde ana

Bir gül gibi al ve narin

Bir su gibi saydam ve sakin

Susar kadın Ünzile

 

Yağmuru kim döküyor

Ünzile kaç koyun ediyor

Dayaktan uslanalı

Hiçbir şey sormuyor

Nur içinde yat Aysel Gürel..

Nur içinde yat Onno Tunç..


Hit Counter provided by Best Seo Packages