Monthly Archives: February 2012

Kitap

Manzaradan Parçalar – Orhan Pamuk

Orhan Pamuk’un 2010 yılında yayınlanan Manzaradan Parçalar isimli kitabını bir süredir okumak istiyordum. İlk çıktığı dönemlerde kitabı satın almıştım ve nihayet geçen hafta bir fırsat bularak kitabı okumaya başladım. Kitabı okurken aklıma hep yazarın 2003 yılında yayınlanan İstanbul: Hatıralar ve Şehir isimli kitabı geldi. Çünkü o kitabı okurken de sanki Orhan Pamuk karşımdaymış ve kendisiyle sohbet ediyormuşuz gibi hissetmiştim. Manzaradan Parçalar kitabında Orhan Pamuk sevdiği yazarların hayatlarını ve yazım stillerini, kendi yazdığı kitaplar ile ilgili bazı konuları, bu kitaplarda yayınlanmayan bazı bölümleri aktarırken, bir yandan da ucundan da olsa siyasete giriyor ve düşüncelerini aktarıyor.

Kitapta adı en çok geçen yazarlar Nabakov, Dostoyevski, Thomas Mann, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Stendahl. Orhan Pamuk’un bu yazarlardan özellikle ilk üçüne olan saygısının büyüklüğünü kitabı okudukça anlayabiliyoruz. Dostoyevski’nin bir çok kitabını yıllar önce okumuştum ama ne yalan söyleyeyim, Manzaradan Parçalar’ı okuduğumda içimden tüm Dostoyevski kitaplarını yeniden okumak geldi. Yakın bir zamanda buna başlayabilirim. Ve tabi ki Thomas Mann’ı okumaya da.. Öncelikle Buddenbrooklar isimli kitabını okumalıyım. Kitap Orhan Pamuk’un ilk yayınlanan kitabı olan Cevdet Bey ve Oğulları‘ndaki gibi bir çağ ve aile romanı. Thomas Mann’a yaklaşık 100 yıl önce bu kitap Nobel Edebiyat ödülünü de bu kitap kazandırmış. Orhan Pamuk’un Cevdet Bey ve Oğulları isimli kitabının Buddenbrooklar’dan çalma olduğu konusunda çok yerde eleştiriler vardır. Elbette ki henüz Buddenbrooklar’ı okumadan, “hayır! kesinlikle böyle bir şey yoktur” gibi mesnetsiz bir Orhan Pamuk savunmasına girişmeyeceğim. Ancak Manzaradan Parçalar’da Orhan Pamuk, Thomas Mann’a olan hayranlığından, Buddenbrooklar kitabı ile Cevdet Bey ve Oğulları‘nın benzerliğinden bahsetmiş. Ve yine yazarların okudukları kitaplardan, yazarlardan ve yazarların tarzlarından etkilenebileceklerinden de bahsetmiş. Bir kitabı yazarken bu tip bir etkilenme son derece normal olsa gerek.

Orhan Pamuk’un Cevdet Bey ve Oğulları‘ndan sonra yazmaya başladığı ancak ihtilal ve diğer nedenler ile yayınlamaktan vazgeçtiği bir siyasi romanı olduğunu bilmiyordum. Bir gün yayınlanırsa okumaktan zevk alacağım şüphesiz. Şu ana kadar yayınlanan tek siyasi romanı Kar‘ı okumaktan büyük zevk almıştım. İkinci bir roman daha olursa, bundan da zevk alacağıma şüphe yok.. Masumiyet Müzesi, Sessiz Ev ve Benim Adım Kırmızı isimli kitaplarını yazarken, çizmiş olduğu mekan detaylarını da bu kitabında okuyucuları ile paylaşıyor Orhan Pamuk. Bu sayede eşyalardan bahsederken herhangi basit bir hata yapmaksızın, 10 bölüm sonra dahi her şeyi doğrulukla yazabiliyor.

Kitapta anlatılan Çin’li ressam hikayesini ve bu hikayenin ardından Deniz Bilgin isimli ressamın hikayesini burada paylaşmak istiyorum. Deniz Bilgin, 1956 doğumlu bir ressam. Ne yazık ki 1999 yılında soğuk bir Ankara gününde kendisini boş binanın çatısından aşağı atarak intihar etmiş. Ölmeden önce çizdiği son resminin ismi bazılarına biraz komik gelebilir ancak yine de yazayım: Minareden at beni, in aşağı tut beni.

Orhan Pamuk’un kitabında bu konu ile ilgili yazdığı yazıyı aşağıda bulabilirsiniz. Ayrıca Deniz Bilgin’in intihar etmeden önce çizmiş olduğu son resmi de yine aşağıya ekliyorum.

Bir zamanlar Çin Padişahı, hüner yarışına giren iki ressamdan birer deniz manzarası yapmalarını istemiş. Genç ressam denizdeki bütün dalgaları, bütün balıkları ve bütün renkleri tek tek resmetmeye girişmiş…

Yaşlı ressam ise yatay bir çizgi çekmiş hızla. Aşağısını deniz mavisiyle boyamış el çabukluğuyla iki de yelkenli eklemiş, bir de rüzgarda uçan martı… Resim o kadar çabuk bitmiş, denize de o kadar çok benzemiş ki, padişah genç ressamın sabrının sonuçlarını beklemeden bir kese altını hüner sahibi yaşlı ressama vermiş.

Genç ressam ise resmine devam etmiş. Tek tek dalgaları, denizdeki binbir çeşit balıkları, balıkların üzerindeki pulları sabırla yıllarca resmetmiş. Doksan iki yaşında resmin yarısına geldiğinde, herkes onu unuttuğunda ölmüş. ‘Çin Resmi’ne Giriş’ adlı kitabında bu hikayenin sonunu anlatan Arthur Waley, bu sabırlı ressamın hayatının sonuna doğru şöyle dediğini belirtiyor:

‘Padişahlar resme bakıp deniz sansınlar diye resmetmiyorum ben. Denize bakanlar onu bir gün resim sansın diye resmediyorum.’

11. yüzyılda yaşamış Ching Hao ise bu sabırlı ressamın neden resim yaptığını aslında bilmediğini söyletir ihtiyar kahramanına. Bu yüzden de resminde yarım kalan, daha sonra bakanların ve kendisinin bile anlayamadığı tuhaf yaratıklar, şeytancıklar, böcekler, acayip bir ışık belirirmiş.

Osmanlı ve İran nakkaşlarıyla da bir kardeşliği olan ikinci cins ressamların sabır eserlerine uzun uzun bakmayı çok severim. Bir tuğla duvarın tuğlalarını tek tek resmeden, bir bahçedeki çimenleri, yaprakları tek tek çizen, bulutların kıvrımlarındaki incelikler ya da dalgaların sırtlarında beliren beyaz köpükler için peygamber sabrı ve çocuk içtenliğiyle bütün bir ömür veren nakkaşlar bende saygıyla hayranlık arası bir duygu uyandırır.

Çocukluğumda, gençliğimde, resim yaparken sokaklardaki parke taşlarını, damlardaki kiremitleri ya da bir kadının elbisesinin üzerindeki küçük çiçekleri tek tek çizmek gelirdi hep içimden. Ressam bir orman resmi çizecekse özenerek ve her birinin diğerinden farklı olduğunu hissederek tek tek bütün yaprakları çizmelidir diye düşünürüm.

1956 doğumlu Deniz Bilgin işte böyle bir ressam. ‘Bahçe’ diye bir resim yapmış, hafızasının bahçesindeki bütün yaprakları -hem de gölgeleriyle tek tek çizmiş. Bahçe duvarının taşlarını da ve arkadan gözüken denizin üzerinde titreşimleri de tek tek çizmiş, sabırla boyamış. Bir kertenkele yapmış üzerindeki pullar tek tek var. ‘Nehir’ diye bir resim yapmış ve bakana sabrıyla meydan okuyan bu tür nakkaşların hoşlanacağı bütün ağaç, yaprak ve ırmak kıvrımları, bu resimde ürpere-üşüye, birbirinin içine geçe geçe bir korku olmuş… ‘Tütün’ diye bir resim yapmış, kurutulan tütün yapraklarını tek tek özenle ve içtenlikle öyle bir çizmiş ki tütünler arasından bir ışık çıkmış ve resme bakanı korkutmaya başlamış.

Sarsıcı, korkutucu olan nakkaşın aylar yıllar süren sabrının sonunda yapraklar, ağaçlar, kıvrımlar arasından hafif bir ışık gibi sızan bu duygu. Elini ve hünerini sabırla terbiye eden nakkaşın bu duyguyu, bu ürperişi bilmeden resme yerleştirdiğini Çinli yazar gibi düşünmek benim de hoşuma gidiyor. Yazarın ya da nakkaşın ısrarla aylarca, yıllarca mutlulukla sabretmesinin ödülü, içindeki ışığı, cinleri, şeytanları, yılanları ve diğer korkutucu yaratıkları en sonunda görünür kılması.

Deniz Bilgin bu sabırla 1999’da yaptığı son resimlerinden birine, ‘Minareden At Beni İn Aşağı Tut Beni’ adını vermiş. Aynı yıl Ankara’da boş bir binanın tepesine çıkmış ve kendini aşağı atıp ölmüş. Tek tek yaprakları neden çizdiğini bilmiyor, aşağıda kendisini kimsenin tutmayacağını ise biliyormuş.

 

 

Kitap

Outliers – Malcolm Gladwell

Bazı insanlar neden daha başarılı olur? Başarıya ulaşmak isteyen herkesin yanıtını merak ettiği bir soru bu. Başarı için kesinlikle çizginin dışına çıkmak gerekiyor. Buradan başarı olarak kastedilen şey kesinlikle olağan başarılar değil. Büyük başarılar.. Gerçekten büyük başarılar.. Peki sıradanlık çizgisinin dışına nasıl çıkabiliriz? Bu kitapta bunun yolu gösterilmiyor, ancak çizginin dışına çıkabilmiş insanların, bunu nasıl başardıkları inceleniyor..

Malcolm Gladwell ismini ilk olarak Boğaziçi Executive MBA eğitimim sırasında duymuştum. O dönem yazarın The Tipping Point isimli kitabını okumuş ve bu kitaptan oldukça yararlı bilgiler edinmiştim. Uzun süredir, yazarın Outliers isimli kitabını okumayı planlıyordum ancak bir türlü diğer kitaplardan fırsat bulamamıştım. Nihayet 2 hafta önce kitaba başladım ve birkaç gün içerisinde de bitirdim. Çok uzun bir kitap değildi, bu nedenle çok uzun süre almadı okuması.

Öncelikle biraz Malcolm Gladwell‘den bahsetmek istiyorum. 1963 yılında İngiltere’de doğmuş. 6 yaşındayken ailesi ile birlikte Kanada’ya taşınmış. Annesi Jamaikalı psikoterapist, babası ise İngiliz matematik profesörü. 1984 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra, ABD’ye taşınıyor ve şu anda da New York’ta yaşıyor. The New Yorker dergisinde köşe yazıları yayınlanan yazar, yıllarca gazetecilik yapmış. Şu ana dek 4 adet kitabı yayınlandı. Bu kitaplardan ilk üçü, 2000 yılında yayınlanan The Tipping Point: How Little Things Make a Big Difference, 2005 yılında yayınlanan Blink: The Power of Thinking Without Thinking ve 2008 yılında yayınlanan Outliers: The Story of Success.

Bu üç kitap da yayınlandığı dönemlerde New York Times’ın en çok satanlar listesinde hep ilk sırada yer aldı. Outliers kitabı tam 11 hafta aralıksız olarak ilk sıradaki yerini korudu. Amazon.com tarafından The Tipping Point isimli kitabı son on yılın en çok beğenilen ilk 10 kitabından birisi olarak ödüllendirildi. Son olarak ise 2009 yılında The New Yorker’da yayınlanan makalelerinden oluşan What The Dog Saw isimli dördüncü kitabı yayınlandı. Son olarak şu bilgiyi de vereyim: Malcolm Gladwell 2005 yılında Time’s dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden birisi olarak tanımlandı. (Hemen hatırlatmak isterim ki, 2006 yılında bu listede Orhan Pamuk da yer alıyordu.)

Outliers kitabı Türkçe’ye Çizginin Dışındakiler ismi ile çevrilerek MediaCat tarafından yayınlanmış. Kitapta genel olarak bazı insanların neden daha başarılı olduğu konusu işleniyor ve bu konu çeşitli örnekler verilerek bazı sebepler ile ilişkilendiriliyor. Örnek vermem gerekirse; Uzak Doğu’luların matematikte neden daha başarılı oldukları, Kanada’da buz hokeyi oyuncuları arasında en başarılı olanların neden yılın ilk üç ayında doğanlar olduğu, ABD’de başarılı avukatların neden hep Yahudi dinine mensup insanlar olduğu, The Beatles ile Bill Gates arasındaki benzerliğin başarılarında neden ortak sebep olduğu gibi konulara dair çok çarpıcı açıklamalar yer alıyor bu kitapta. Başarıya ulaşan insanların bu yolculuktaki hikayelerini inceleyerek, başarının 3 temel gerekliliğinden bahsediyor:

  • Yetenek: IQ, beceri, doğuştan gelen özellikler elbette ki başarıya ulaşmamız için gerekli. Ancak dünyadaki en yüksek IQ’ya sahip insan dahi olsanız, çalışkanlık ve şans ile bunu birleştiremezseniz çizginin dışına çıkma şansınız ne yazık ki yok. Çizginin dışından kasıt, sıradanlıktan çok öteye ulaşarak büyük başarılara ulaşabilmenizdir. Kitapta bu konu ile ilgili de çok çarpıcı örnekler var.
  • Çalışmak: Çizginin dışına çıkabilecek kadar başarı kazanabilmek için yeteneğin yanında elbette çok çalışmak da gerekli. Malcolm Gladwell kitapta “10.000 saat” kavramına çekiyor tüm dikkatimizi. The Beatles’ın pek bilinmese de meşhur olmadan önce Almanya’daki striptiz kulüplerde çalışmaları, Bill Gates’in başarılı olmasının öncesinde yazılım konusunda harcadığı binlerce saat vb. örnekler verebilirim bu konu ile ilgili.
  • Şans: Burada şanstan kasıt, haydi bana büyük ikramiye çıksın da o şekilde başarıya ulaşayım gibi bir şey değil. Yaşadığımız ortamın, başarıya ulaşmamıza katkı sağlayacak bir şekilde olması belirtiliyor. Buz hokeyi lig sistemi, teknoloji çağına girildiği esnada 18-22 yaş aralığında bulunmak ya da o dönemde hiç bir yerde bilgisayar olmamasına rağmen okuyor olduğunuz liseye yapılan bağışlar ile okulda bir bilgisayar laboratuvarı kurulması vb. örnekler verebilirim bu konu ile ilgili.

Kitabı okuyanlar ne dediğimi daha iyi anlayacaklardır. Bu kitabı okumanızı kesinlikle öneririm.

Kitap

Aklından Bir Sayı Tut – John Verdon

2011 yılında sanırım Türkiye’de kitap mağazalarında “en çok satanlar listesi” ‘nde en uzun süre kalan kitap John Verdon’un yazmış olduğu Aklından Bir Sayı Tut isimli kitaptı. Kitabı uzun zaman önce internetten sipariş vererek D&R ‘dan satın almıştım. Ancak okumak için ne yazık ki 2012 Ocak ayının sonunu beklemem gerekti..

2 hafta önceki Nijerya seyahatimden önce Ankara’ya, ailemi ziyaret etmeye gitmiştim. Yolculuk esnasında geçen zamanda uyuyabilmek için, son dönemlerde hep otobüsle gidiyorum. Perşembe günü Ankara’ya giderken otobüste okumaya başladım ve nasıl olduğunu anlayamadan kitabın 3′te 1′i bir kaç saat içinde bitmişti. (Kitap bu arada 500 sayfaya yakındı..) Pazar sabahı İstanbul’a döndüm ve öğleden sonra Nijerya’ya gittim. Gidiş uçağında, Lagos’a 15 dakika kala kitap bitmişti. Uzun zaman sonra başımı sayfalardan hiç kaldırmadan bitirdiğim ilk kitap oldu. Konusu, kurgusu, yazarın dili birbiriyle son derece uyumlu idi.

Kitabın konusunu anlatıp da uzun uzadıya yazmak gelmiyor bugün içimden. Kitap bir cinayet ile ilgili polisiye bir roman. Hatta birden fazla cinayet de diyebiliriz.. Kitabı okumayanların hevesini ve kitaptan alacakları zevkin içine etmemek için daha fazla ipucu vermeyeyim. Benim ilgimi çeken, John Verdon’un daha önce adını hiç duymadığım bir yazar olmasıydı. Kitabı okuduğum sırada da ara ara bunu düşündüm. “Vay be..! Adam ne kadar güzel yazmış. Daha önce nasıl oldu da keşfedemedim.” diye geçti içimden.

Aradığım cevabı kitabın sonunda buldum: Bu John Verdon’un yazdığı ilk kitapmış! Belki Orhan Pamuk’un ilk yazmış olduğu kitap “Cevdet Bey ve Oğulları” kadar başarılı olmayabilir ancak John Verdon’un “Aklından Bir Sayı Tut” isimli kitabı da oldukça başarılı diye düşünüyorum. Edebi bir özelliği ne yazık ki yok. Ancak çok sürükleyici ve okuması keyifli bir kitaptı.

Herkesin okumasını tavsiye ederim..

Bu arada, bu kitabın kapağına çok benzer bir kapak görürseniz şaşırmayın kitapçılarda. Rakamlar yerine harfler olacak bu kez kitap kapağında. John Verdon ikinci kitabını yazmış çünkü :) İsmi, “Gözlerini Sımsıkı Kapat”. Bakalım o nasıl :)


Hit Counter provided by Best Seo Packages