Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok – Erich Maria Remarque

Yıllar önce şöyle bir cümle duymuştum: “Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını okuyan bir kimse asla cinayet işleyemez”. Bu sözlerin sahibi, çok sevdiğim ve iş hayatım ile ilgili olarak bende çok emeği olduğunu düşündüğüm sevgili Mehmet Başer idi. Remarque ‘ın Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok adlı kitabını okuduğumda da, çok benzer bir cümle döküldü dudaklarımdan: “Bu kitabı okuyan hiç kimse savaşlara neden olacak kararlar alamaz..”

Her ne kadar 1980 ihtilalinde bu kitap Türkiye’de bir süreliğine yasaklanmış olsa da, tam aksine tüm karar vericilere zorla okutulması gerekir diye düşünüyorum.

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, Remarque ‘ın okuduğum ilk kitabı. Oda Yayınları’ndan en son Batıda Yeni Bir Şey Yok ismiyle yayınlanmış. Yavuz ile birlikte yürüyüş yaparken uğradığımız Suadiye D&R’da kitap reyonundaki çalışanın önerisi ile satın almıştım. Thyke okuma kulübünün Mart Ayı kitabını seçme görevi bana verilince de bu kitabı seçip, okumaya koyuldum. “Şu ana kadar okuduğum en iyi kitap!” şeklinde çok iddialı bir cümle sarfederek, kitabı mutlaka okumamı önermişti bana D&R’daki görevli. Kendisine kesinlikle hak veriyorum. Hayatım boyunca okuduğum en iyi 3 kitaptan birisi kesinlikle Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok. Bu kadar çarpıcı, bu kadar etkileyici bir kitabı çok uzun zamandır okumamıştım. O kadar sıradan cümleler ile sürüklenirken bir anda balyoz gibi çarpıcı paragraflar ile neye uğradığını şaşırtıyor insana.

En iyisi bu paragraflara örnekler vermeden önce 1898 – 1970 yılları arasında yaşamış olan bu Alman yazarı biraz tanıyalım. Remarque, 1916 yılında, henüz 18 yaşındayken 1. Dünya Savaşı’nda Alman ordusunda istihkam tugayında savaşa katılmış ve savaş sırasında da bir kaç defa yaralanmış. Alman ordusundan 1918′de savaşın sona ermesi ile ayrılmış ve aradan 10 yıl geçtikten sonra, 1928 yılının sonlarında Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok isimli kitabını yazmış. Kitabı yazması sadece 6 haftasını almış. 1929 yılı Ocak ayında kitap yayınlanmasının ardından, 1930 yılına gelmeden 26 dile çevrilerek dünya genelinde bir ün kazandırmış yazarına bu kitap.

Yazar halkı savaş karşıtlığına kışkırttığı gerekçesiyle Nazi Almanya’sında hiç de sürpriz olmayan bir şekilde baskıya maruz kalmasının ardından, 1931 yılında İsviçre’ye yerleşmiş. 1933 yılında ise, Hitler’in emri ile kitap yakma olayları esnasında, Remarque ‘ın kitabı da yakılan kitaplar arasına girmiş. 1938 yılında da Hitler’in emriyle Alman vatandaşlığından çıkartılmış.1939 yılında ABD’ne yerleşmiş ve uzun bir süre orada yaşamış. 72 yaşındayken ise İsviçre’de vefat etmiş.

Bu uzun ömrüne ne yazık ki çok sayıda kitap sığdıramamış. Bilinen 9 tane kitabı var. Bunlardan ilk ikisini ard arda 1929 ve 1931 yıllarında yazmış. Daha sonrasında ise baskılar nedeniyle uzun bir süre kitap yazmamasına rağmen, 1950′li yıllarda ardarda 6-7 kitap daha yazmış.

Remarque’tan bu kadar bahsettikten sonra, gelelim Batıda Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’a. Kitabı savaş karşıtı olarak nitelersek sanırım pek de haksızlık etmiş sayılmayız. 18 yaşındaki öğrencilerin, öğretmenlerinin dolduruşuna gelip gönüllü olarak askere yazılmalarının ardından savaş sırasında yaşadıkları sıkıntılar, bu öğrencilerden Paul Baumer’in ağzından anlatılıyor. Savaştaki kahramanlıklardan bahsetmektense; savaşın gerçekliğinden, verdiği acılardan, insanlardan kopardıklarından bahsediyor.

“18 yaşındaydık. Tam yaşamaya ve dünyayı sevmeye başlamıştık ki bizi dünyayı yok etmekle görevlendirdiler. İlk bomba bizim yüreğimizin içinde patladı. Çalışma, çaba, ilerleme dünyasıyla ilişkimiz kesildi. Böyle şeylere inanmaz olduk. Biz yalnızca savaşa inanıyoruz artık.”

Bir alıntı da aşağıdaki gibi:

“Asker ateş altında kendini boylu boyunca yere attığı zaman, ölüm korkusuyla yüzünü toprağa bastırıp, ellerini ayaklarını yere geçirdiği anda toprak onun biricik arkadaşı, kardeşi, anasıdır. Asker korkusunu ve iniltisini toprağın sessizliği ve güvenliği içinde dindirir. Toprak onu bağrına basar, ona yeniden can verir. Bu yeni hayatın süresi bazen birkaç saniyeciktir. Sonra bir bomba düşer.. Ve o zaman da toprak kollarını askere sonsuzluklar boyunca açar.”

Bunlar gibi ne paragraflar var kitabın içinde, okuduğunda insanın kalbini iki değirmen taşı arasındaki buğday tanesi gibi sıkıştıran..

Kitapta savaşların gerekliliği sorgulanıyor. Ve bir de, savaşta kimsenin kötü olmadığı, asıl kötünün savaşın kendisi olduğu.. Ben de aynı şekilde düşünüyorum. İnsan elbette ki vatanı için savaşabilir. Bu kutsal bir savaştır. Tıpkı Kurtuluş Savaşı’mız gibi. Yani demek istediğim, bazen savaşmaktan başka çare kalmayabilir. Ancak dünya üzerinde tarihler boyunca binlerce savaş oldu. Bu savaşların hepsi için kutsaldır diyebilir miyiz? Bir çoğu devletleri yöneten kişilerin kişisel beceriksizlikleri, egolarını tatmin etme istekleri, ileride büyük sorunlara yol açacağını hesaba katmadan düşüncesizce gerçekleştirdikleri eylemlerden ötürü gerçekleşmiş bu savaşların. Ya da doymak bilmeyen aç gözlerinden ötürü..

Unutulmamalı ki, savaşta herkes ölür. Kimisi bedenen, kimisi ruhen..!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Hit Counter provided by Best Seo Packages