Büyük Türk – John Freely

Osmanlı padişahları, Osmanlı saray yaşamı ve benzer konular son 2 yıldır çok popüler. Bu popülerliği sağlayan etkenleri sıralamak gerekirse; öncelikle İlber Ortaylı’nın bu konuda peşpeşe yazdığı kitapları, bir iki yıl önce başlayan Muhteşem Yüzyıl isimli diziyi, ardından Osmanlı ile ilgili yazılan bir sürü kitabı ve son olarak da bir kaç hafta önce sinemalarda gösterime giren, 17 milyon TL’ye mal olan Türk sinema dünyasının en yüksek bütçeli filmi: Fetih 1453 ‘ü saymamız gerekir diye düşünüyorum. Dizi ve film sanırım daha etkili olmuştur. Ne de olsa ve ne yazık ki okumayı pek sevmeyen bir toplumuz.

Osmanlı tarihini, ortaokul ve lisede verilen derslerde öğrendik bir çoğumuz ilk olarak. Sanırım birkaç nesil boyunca öğrendiklerimiz hep aynı şeylerdi. Derslerde okutulan kitaplar hep aynıydı. Yani demek istediğim kaynaklar kısıtlıydı ya da kısıtlandırılmıştı. Okul eğitimi dışında, bu konu ile ilgili okunacak kitapların da ya sayısı ya da erişilebilirliği çok değildi.

Baba’m benden 34 yaş büyük. Ortaokul ve liseyi İstanbul’da; Ata Koleji ve Yeni Kolej’de okumuş. Ne zaman Osmanlı döneminde bir savaş ismi geçse, tarihini ezbere söyler. Yanıldığını pek görmedim :) Aynı şekilde padişahları ve o dönemdeki sadrazamlar konusundaki bilgisine de hep dikkat etmişimdir. Baba’mın ya o dönemki tarih öğretmeni çok iyiydi, ya tarihe ilgisi çok yüksekti, ya da hafızası ve rakamlarla arası iyiydi.

Öğretmenin başarılı olup olmadığını bilmem zor ama iyi yürekli olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Baba’m bir defasında tarih dersinden ikmale kaldığını anlatmıştı. Öğretmeni sözlü olarak bütünleme sınavında kendisine jürinin önünde “Prut savaşı sırasında Osmanlı’nın geri çekilmesinin sebebi nedir?” şeklinde bir soru sormuş ve kopya vermek için de yanındaki jüriye çaktırmadan, parmaklarıyla bir işaret yapmış. Baba’m bu işareti para işareti olarak algılayıp, “Paralarının bitmesinden ötürü geri çekilmek zorunda kalmışlardır” şeklinde cevap vermiş ve bu cevabının ardından da sınavda başarısız olmuş. Sonrasında öğretmenine başarısız olarak değerlendirilmesinin sebebini sorduğunda, öğretmenini “Evladım, sana parmağımla yüzük işareti yaptım. Kuşatma sırasında Baltacı Mehmet Paşa’nın çadırına Katerina gelmiş ve bunun ardından artık aralarında ne geçtiyse, Baltacı Mehmed Paşa kuşatmadan vazgeçerek, orduyu geriye çekmiş” şeklinde cevap vermiş. Yani uçkur belasına koca ordunun geriye çekildiğini söylemiş :)

Oysa tarih kitapları ve tüm kaynaklar, Baltacı Mehmet Paşa ve Katerina arasında gerçekleştiği öne sürülen böyle bir olayın gerçekte yaşanmadığını söylüyor. Ordunun geri çekilme sebebinin kuşatmanın direnişi bir türlü delememesi nedeniyle yeniçerilerde görülen moral bozukluğu ve bu sebeple oluşan isteksizlik ve yaklaşan kış koşullarından dolayı erzakların azalması olduğu belirtiliyor. Yani Baba’mın verdiği cevap aslında doğruymuş. Tarih öğretmeni bu konuda yanlış bir bilgiye sahipmiş. Elbetteki bir genelleme sebebi olmamalı ama tarih öğretmeninin bilgisi hakkında bu bir fikir verir düşüncesindeyim.

Peki Baba’m tarih dersinde çok mu başarılıydı? Parmak işareti kopyası ile cevabı, her ne kadar yanlış cevap olarak değerlendirilse de, doğru bilmesi, Baba’mın ikmale kalmış olması gerçeğini değiştirmez. E ikmale kaldığına göre demek ki derste çok da başarılı değilmiş. O zaman geriye, Baba’mın tüm bu savaşların tarihlerini, hangi dönem hangi padişahın olduğunu bilmesini matematik zekasına ve hafızasının güçlülüğüne borçlu olduğu gerçeği kalıyor. Buradan da ortaya çıkıyor ki, benim ortaokulda tarih eğitimi almamdan 34 yıl önce de müfredat pek farklı değilmiş.

Bu hikayeyi bir kenara bırakırsak, daha önce iki kitabını (Kayıp Mesih: Sabetay Sevi ve Osmanlı Sarayı: Bir Hanedanlığın Öyküsü) okuduğum John Freely’nin, Büyük Türk (İki Denizin Hakimi Fatih Sultan Mehmed) isimli kitabını geçen yıl satın almıştım. Son dönemlerde Fatih Sultan Mehmet devri sürekli karşıma çıkınca da, bu aralar sürekli okuduğum romanlara ara verip bu biyografi kitabını okumak istedim. “O kadar Türk yazar dururken, Fatih Sultan Mehmet’in hayatı ile ilgili neden bir Amerika’lının kitabını okumayı tercih ettin ki?” şeklinde sorusu olan kişilere cevaben de, daha önce yazdığım bir yazıdaki aşağıdaki paragrafı yeniden yazayım istedim:

Benim için John Freely’nin kitabının okunması gerekliliğinin birincil nedeni, Osmanlı gibi bir konunun yabancı bir yazarın gözünden objektif bir şekilde aktarılabileceğine olan inancım. Freely kitabında çok eleştirilen hanedanlık alışkanlıklarını ise çok fazla vurgulamamaya özen göstermiş. Yazdığı her olay doğru mudur, yanlış mıdır gibi bir sorgulamaya girmeden, sürükleyici bir kitap olması nedeniyle son derece kısa bir sürede bu kitabı okuduğumda, 600 küsur yıl bu topraklarda hüküm sürmüş olan bir imparatorluğu yönetenlerin aile yaşantısı ve o dönem yaşanan belli başlı olaylar hakkında daha önce başka yerde okuma fırsatı bulamadığım bilgileri edinmiş oldum.

Evet gerçekten de John Freely’nin bu kitabı sayesinde de daha önce hiçbir yerde okumadığım yeni bilgileri öğrenmiş oldum. Aynı zamanda daha önce okumuş olsam da çok vurgulanmayan bilgileri hatırlamış oldum. Örneğin; kardeş katlinin gerekli olduğunu, Fatih Sultan Mehmet’in yazılı olarak deklare etmiş olması. Bunun dışında, asla küçümsemek gibi bir niyetim yok ama o dönemin şartları göz önüne alındığında, İstanbul’un fethinin aslında çok da kahramanlıklar içermeyen, sadece stratejik olarak doğru zamanda doğru hamlelerle kazanılmış bir zafer olduğu fikrine kapıldım. Bunu hazırlayan şartlardan birisi de, Roma’nın gerekli desteği vermemesidir. Şehrin teslim edilmesinin ardından, çoğu yerde reddedilse de, 3 gün boyunca yağmaya izin vermiş olması nedeniyle Fatih Sultan Mehmet’in biraz gaddar bir hükümdar olduğu fikrine de kapıldım. Elbette ki o dönemin şartları belki bunu gerektiriyor olabilir, ama bu yapılanın zalimliğini bence gizlememeli. Bir çok kitap ve tarihi belgede bu yağmalardan bahsedilir ancak yağma kelimesiyle sanki sadece şehirdeki zenginlerin mallarının zorla alındığı ima edilir. Edilen onca tecavüzler, teslim olmuş bir şehirde direnen kimse olmamasına rağmen öldürülen yüzlerce, hatta binlerce insana karşı işlenen hiç de adil olmayan zalimlikler nedense pek ima edilmez.

Ayrıca kitabı okuduktan sonra başka kaynakları da okudum ve gördüm ki, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinin ardından girdiği savaşlarda çok da büyük başarılar kazanmış değil. Elbette kazandığı zaferler var, ancak kaybettikleri de çok. Kazandığı zaferlerin ardından çoğu kez masum halkı da kılıçtan geçirttiği şeklinde bilgiler yer alıyor çeşitli kaynaklarda. Doğruluğu elbette ki tartışılır, ama Ulubatlı Hasan efsanesiyle kıyaslandığında “doğruluk payı sanki daha çok gibi” şeklinde bir hisse kapılıyor insan..

Bu nedenlerle Fatih Sultan Mehmet’in Büyük İskender, Cengiz Han ve Atatürk ile kıyaslanması bana pek de adil gelmiyor. Bu saydığım kişilerden ilk ikisi ardına güçlü ordularını katıp dünyayı hükmetmeye kalkmış ve büyük bir kısmını da fethetmiş, üçüncüsü ise yokluk ve hiçliğin içerisinden yorgun ve ümitsiz bir halk ile bir destan yazmıştır. Bence asıl kahramanlar bunlardır..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Hit Counter provided by Best Seo Packages