George Orwell

1984 ve Hayvan Çiftliği kitapları ile çok ses getirmiş ve son derece de popüler olmuş bir yazar George Orwell.. Hayat hikayesi de çok enteresan, yazdığı kitaplar da.. Hayatı hakkında çok da bilinmediğini düşündüğüm şeyleri öğrendiğimde, bunu blogda paylaşayım istedim.

Esas adı Eric Arthur Blair olan İngiliz yazar, 1903 yılında Hindistan’ın Bihar eyaletinin Motihari şehrinde doğuyor. Dedesi Jamaika’daki köle çiftliği sayesinde oldukça zengin olmuş. Ancak sonrasında mal varlıkları bir miktar azalmış ve George Orwell’in ifadesiyle ekonomik anlamda “orta sınıf” bir aile haline gelmişler.

Babası Hindistan Gizli Servisi’nde, narkotik bölümünde çalışmış. George Orwell doğduktan 1 yıl sonra, Anne’si George’u ve kızlarından birisini de yanına alarak İngiltere’ye geri dönüyor. Uzun bir süre İngiltere’de yaşadıktan sonra, 1922 yılında 19 yaşındayken Burma’ya gidiyor. Burma, aynı zamanda Myanmar ve Birmanya isimleriyle de bilinen bir Güney Doğu Asya ülkesi. Burada yaklaşık 5 yıl kalıyor. Bir dönem polislik de yapıyor.

5 yıl kadar Burma’da yaşadıktan sonra bir rahatsızlık geçirip, bir süreliğine tedavi olmak amacıyla İngiltere’ye dönüyor. Tedavi sürecinde ailesi ile bir tatildeyken, bir anda hayatını değiştirecek bir karar alıyor. Hindistan’daki Polis Teşkilatı’ndan istifa ediyor ve yazar olmak üzere İngiltere’de kalarak yeni bir yaşama başlıyor.

1927 yılında Londra’da ekonomik anlamda zor günler yaşadıktan sonra, 1928 yılının ilkbaharında hem Londra’ya nazaran daha ucuz yaşanabilecek bir şehir olması, hem de bir yazar için ilham kaynağı olabilecek bohem yaşam ortamını sunuyor olması nedeniyle Paris’e taşınıyor. Paris’te yaşadığı süre boyunca, orada yaşayan teyzesinden maddi ve manevi destek alıyor. Bu dönemde para kazanabilmek için otellerde bulaşıkçılık da dahil olmak üzere, bir çok işte çalışıyor ve oldukça zor günler geçiriyor.

1929 Şubat’ında ciddi bir rahatsızlık geçirerek, tıp öğrencilerinin pratik yapmaları amacıyla kurulmuş oldukça kötü şartlara sahip bir hastanede 2-3 ay kalıyor. Hastaneden çıktıktan sonra, “The Spike” isminde bir deneme kaleme alıyor ve Ağustos ayında bu denemesi yayınlanmak üzere Londra’daki New Adelphi dergisi tarafından kabul ediliyor. (Bu arada; Spike kelimesi İngiltere’de halk arasında düşkünler evi manasında kullanılıyor.)

2 yıl Paris’te yaşadıktan sonra tekrar İngiltere’ye ailesinin yanına dönüyor. Ailesinin maddi durumunun orta sınıfın biraz üstünde olması sayesinde rahat bir nefes alıyor ve başından geçen olayları konu alan kitaplarını ve denemelerini birbiri ardına yazmaya başlıyor. Yayınlanma sırasına göre;

  • The Spike, 1931
  • Paris ve Londra’da Beş Parasız, 1933
  • Burma Günleri, 1934
  • Papazın Kızı, 1935
  • Zambak Solmasın, 1936
  • Wigan İskelesi Yolu, 1937
  • Katalonya’ya Selam, 1938
  • Daralma, 1939

Dikkat edilebileceği gibi, dergide yayınlanan denemesinin ardından her yıl bir kitabı yayınlanıyor. Oldukça verimli geçen bu dönem sonlarına doğru 1936 yılında siyasal görüşü nedeniyle Franco’ya karşı çarpışacak gönüllülere katılarak İspanya’ya gidiyor. Marksist Birlik Partisi’ne katılıyor. Bu dönemde silahlı çatışmalara giriyor. Hatta bir çatışma esnasında bir sniper tarafından gırtlağından vuruluyor, ancak şansı yaver gidiyor ve bir süre tedavi olduktan sonra iyileşiyor. Marksist Birlik Partisi, sonradan yönetimi bir süreliğine ele alan İspanyol Komünist Partisi tarafından yasa dışı ilan edilince, tutuklanmamak için İspanya’yı terk ediyor.

Bu döneme kadar yazmış olduğu eserleri daha çok otobiyografi ağırlıklı roman olarak değerlendirmek mümkün. Hemen hemen çoğunda orta sınıfın yaşamış olduğu zorluklardan, yoksulluklarından bahsediyor. Bu eserlerin bir çoğunda hicve yer veriyor. Örneğin Türkçe’ye “Zambak Solmasın” ismi ile çevrilen, “Keep The Aspidistra Flying” isimli kitabında, o dönemde İngiltere’de yaşayan dar gelirli aileler arasında moda olan çiçek yetiştirme özentiliğinin yaratmış olduğu durumu hicvediyor. Aspidistra bir zambak türü ve bakımı da oldukça masraflı. Buna rağmen aileler, kendilerini sosyal anlamda daha yukarı bir sınıftalarmış gibi hissedebilmek amacıyla zaten az olan paralarını bu çiçeğin bakımıyla çar çur ediyorlar. George Orwell bu durumla bir nevi dalga geçiyor bu kitabında.

Katalonya’ya Selam isimli kitabında ise, yukarıda da az önce belirttiğim İspanya günlerinden bahsediyor. 1936 ile 1939 yılları arasında süren İspanya iç savaşı sırasında başından geçen olaylara bu kitabında yer veriyor.

Ve 1939′dan sonra George Orwell’de büyük bir değişim yaşanıyor. Marksizme yakınlığıyla bilinen yazar Stalin’in 1930′lu yıllarda Rusya’daki yönetim sisteminde yaptığı değişikliklerden rahatsızlık duymaya başlıyor. 1945 yılında “Hayvan Çiftliği” ismiyle yayınlanan alegorik romanında Stalin rejimini çok ağır bir dilde eleştiriyor. 1949 yılında yayınlanan “1984″ isimli distopik romanında ise, yine Stalin’in sistemine eleştiriler bulmak mümkün.

1939 yılına kadar sosyal adaletsizlik temalı ve bazıları kendi yaşam öyküsünü içeren kitapları yayınlanan yazar, bir süre yazmaya ara verdikten sonra öleceği tarih olan 1950 yılına kadar bu iki baş yapıtı yazıyor. Ve 20. yüz yıl içerisinde yaşayan yazarlar arasında, 2 kitabının toplam satışı en yüksek olan yazar haline geliyor.

Totalitarizmin çok ağır eleştirisi olan bu iki kitabın ayrı ayrı yazılar ile anlatılmayı hak ettiği düşüncesiyle bu yazıda bu kitaplara çok fazla değinmeyeceğim. Kısa bir süre içerisinde iki ayrı yazı ile bu kitapları da elimden geldiğince tanıtacağım.

Ve gelelim yaşamının sonuna..

Yazarın ağır sigara tiryakiliği nedeniyle sürekli hastalıklarla boğuştuğu yaşamı, 1949 yılı sonlarında tüberküloz hastalığıyla yaptığı mücadeleyi kazanamaması nedeniyle 21 Ocak 1950′de son buluyor. Ve ardında 9 kitap, onlarca deneme ve Big Brother kavramını bizlere bırakıyor.

Totalitarizm kaybolmaktansa, her geçen gün ortaya daha çok çıkıyor. Ve Büyük Birader hepimizi izliyor..

4 Comments

  • Runo
    November 14, 2012 - 4:54 pm | Permalink

    1984′ün önsözünde George Orwell için modern zamanların peygamberi yazar. Biraz abartılı olsa da, özellikle 1984 ve Animal Farm kitaplarını okuduktan sonra ne kadar öngörülü birisi olduğu anlaşılıyor.

  • November 14, 2012 - 5:02 pm | Permalink

    Her iki kitapla ilgili olarak yeni yazılar yazacağım. Hayvan Çiftliği ile ilgili yazacağım yazıda, kitaptaki karakterlerin aslında kim oldukları, Orwell’in kimleri ima ettiğini, sistemi nasıl eleştirdiğini ve gösterdiği doğru yolu da açık açık yazmaya çalışacağım..
    Evet, belki de dediğin gibi abartılı bir önsöz olmuş olabilir. Ama yine de, kesinlikle büyük saygı duyulacak bir yazar..

  • November 16, 2012 - 1:34 am | Permalink

    En sevdiklerimden kendisi. Öngörüsüne saygılar duyulacak, kalemine ve metaforlarına gıpta edilecek bir edebiyatçı. Ah bu distopyalar…

  • November 20, 2012 - 11:58 am | Permalink

    Distopyalar artık eskisi kadar sık yazılmıyor bence. Yaşadığımız dünyanın kendisi zaten o hale geldi. Belki de bu nedenledir..

  • Leave a Reply

    Your email address will not be published. Required fields are marked *

    You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


    Hit Counter provided by Best Seo Packages