İstanbul Hatırası – Ahmet Ümit

Sebepsiz bir ön yargı ile Ahmet Ümit’in hiçbir kitabını bugüne dek okumamıştım. Neden bilmiyorum ama sürekli benzer temada ve kısa bir periyotta kitabı yayınlanan yazarlara karşı negatif hisler taşıyorum. Bu kişilerin başında da Elif Şafak geliyor. Elif Şafak’ın da yazmış olduğu hiçbir kitabı okumadım, okumayı da düşünmüyorum. Ahmet Ümit de bu kara listedeki yazarlardan birisiydi benim için. Ancak sonradan kendisi hakkındaki fikrim değişir gibi oldu.

Ahmet Ümit’e, Sultanı Öldürmek isimli kitabının yeni yayınlandığı dönemlerde bir iki televizyon programında rastladım. Son dönemde yayınladığı kitaplar sayesinde ismini duymuştum ama kim olduğu hakkında en ufak bir fikre sahip değildim. Konuşma tarzı, kitaplarını nasıl yazdığını soranlara vermiş olduğu yanıtlar sırasında gözlerinde beliren heyecan, ve nedendir bilmiyorum ama kendisinin Ahmet Kaya’ya benzediğini düşünmem neticesinde internetten kendisi ile ilgili bir araştırma yaptım. Araştırma derken öyle uzun boylu değil. Hayat hikayesi ve yazmış olduğu kitaplar hakkında kısa bilgiler edindim.

Ahmet Ümit, 1960 yılında Gaziantep’te doğmuş. Gençlik yıllarıyla beraber sol düşüncelerin etkisinde kalmış ve hayatı boyunca politik düşünceleri nedeniyle bir hayli dönüm noktasından geçmiş. Yazar olmasını da sanırım devrimciliğine borçlu. Türkiye Komunist Partisi tarafından ihtilal sonrasında, 24 yaşındayken Moskova’ya gönderilmiş. Burada Sosyal Bilimler Akademisi’nde eğitim almış. Daha ziyade polisiye tarzda kitaplar yazıyor ve ben kendisinin Türk yazarlar arasında bu konuda şimdiye kadar okuduklarım arasında en başarılısı olduğunu düşünüyorum.

8-9 yıl kadar önce Dünya Klasikleri’ni satın almaya başlamıştım. Kendime ait ilk kütüphanemi oluşturma çabam olarak da o dönemi sayabilirim. Yaklaşık 200′e yakın kitabım olmuştu o dönem. Ukrayna’ya taşınırken de, tüm kitaplarımı Ankara’ya göndermiştim. Ayşe’nin evinde duruyorlardı. Geçen ay yine 2-3 haftalık bir süre zarfında Ankara’da kalmam gerekti. Bu sırada geceleri bir hayli kitap okuyacak zamanım oluyordu. Rus hikaye yazarlarını okumaya koyuldum. Gogol’un Bir Delinin Hatıra Defteri, Palto isimli hikayelerini okudum. Sonra biraz Puşkin okudum. Ve sonra bir anda gözüme Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası isimli kitabı ilişti. Ben satın almamıştım, sanırım sonradan satın alınmış ve kütüphaneye konmuş. Bir gece hastaneye giderken yanıma o kitabı aldım.

İstanbul Hatırası 2010 yılının Haziran ayında yayınlanmış. Kitapta ailesini kaybetmiş olan Komiser Nevzat baş kahraman. Sarayburnu’ndaki Atatürk heykelinin önünde bulunan cesedi, peşi sıra diğer cinayetler ve cesetler takip ediyor. Seri katil/katillere ulaşmaya çalışan Nevzat Komiser, kendisini hiç de beklemediği bir karışıklığın içerisinde buluyor. Cinayetleri çözebilmek için İstanbu tarihinden yararlanıyor ve olaylar bu şekilde devam ediyor. Kitapta, Balat civarının eski hali, orada yıllar önce yaşamış olan gayrimüslimlerin yaşam tarzlarından sıklıkla bahsedilmiş. Ve esas çerçeve ise, İstanbul şehrinin binlerce yıllık tarihinden oluşuyor. Kitabı okurken, 14 yıldır yaşamakta olduğum şehir hakkında meğerse hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Eminim ki sizler de kitabı okurken bu şehirle ilgili birçok bilgi edineceksiniz.

Kitap, bahsettiğim üzere son 10 yıldır dünya genelinde popüler hale gelmiş olan bir tarza sahip. Kurgu sistematik bir şekilde tasarlanmış, içerisine insanların kitaba olan ilgisini artırmak amacıyla İstanbul tarihi ile ilgili hikayeler serpiştirilmiş. Kısa ve net cümleler ile okuyucuyu yormadan olayların nasıl gelişeceğine dair merakını her geçen sayfa daha da artırarak sürükleyici bir şekilde ilerleyen kitap, son 30 sayfasına kadar pek de beklemediğim bir sonla bitti. Kitabı genel itibariyle beğendiğimi söyleyebilirim. Ben her okuduğum kitapta edebi bir şeyler aramıyorum. Kitap okumak bir hayat biçimi olmalı. Edebi yönden kuvvetli kitapları okumak bazen insanları yorabiliyor ve bu tarz okuması kolay kitapların insanı kitap okuma konusunda zinde tuttuğuna inanıyorum.

Bu düşüncemi benimle paylaşan herkese, İstanbul Hatırası isimli kitabı okumalarını rahatlıkla önerebilirim. Ben Ahmet Ümit’in diğer kitaplarını da okuyacağım..

4 Comments

  • Nevzat Yasar
    August 24, 2012 - 5:17 am | Permalink

    Nevzat kismi bana bir baglanti olmus.Tarih ve istanbul da tabi. Bu kitap benim de ilgimi cekti.Sanirim, A.Umit in moskova da okumasi, senin rus edebiyati ile olusturmaya basladigin kutuphane, sol dusunceye karsi sempatin ve biraz da Kiev de yasamis olman aralarinda baglantilar olan durumlar.

    Selamlar

    Nevzat

    su an Biskek ten Almaataya gidiyorum taksiyle…

  • August 24, 2012 - 9:00 am | Permalink

    Nevzat Abi merhaba, yorumuna çok sevindim. İsim dediğin gibi bağlantı yapmış :)

    Bana her zaman yapmış olduğun abilikten ötürü de bağlantımız son derece sağlam hep :) Umarım sağ salim varmışsındır Almaata’ya.. Görüşmek üzere Nevzat Abi..

  • September 27, 2012 - 2:50 pm | Permalink

    Genel bir spoiler vermek gibi olmasın ama Ahmet Ümit yüzüp yüzüp kuyruğuna gelemeyen bir yazar bence. Kitapları yavaş başlar, sonra bir anda yardırır, sonlara doğru ise bitsede gitsek durumuna gelir.

    O yüzden tavsiyem kısa kısa okumaktır kendilerini. Örneğin “Şeytan Ayrıntıda Gizlidir” içindeki parça parça hikayeler gayet eğlencelidir.

    Bu arada Egemen uzun süredir bahsediyor ama yeni inceleme fırsatım oldu blogu. Görüşmek üzere Onur abi.

  • October 3, 2012 - 3:10 pm | Permalink

    Vatanay’cığım, ne güzel bir sürpriz senden haber almak! :) Umarım her şey yolundadır..
    Ahmet Ümit konusunda hak veriyorum sana. Yabancı bir yazar olsaydı büyük ihtimalle okumazdım. Ama bir Türk yazarın polisiye türünde bu seviyede bir kitap yazması, onu okumam için bana istek veriyor.

  • Leave a Reply

    Your email address will not be published. Required fields are marked *

    You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


    Hit Counter provided by Best Seo Packages