Koltuk Sevdası

İnsanların sahip oldukları koltuktan bir türlü vazgeçmediklerini bir çoğumuz biliriz. Hatta bu sevdayı “koltuk sevdası” diye adlandırırız. Bazen yandaki resimdeki gibi, koltuklarını kaybetmemek için son nefeslerine kadar herşeylerini verirler. Bu sevdayı ben pek anlayamamışımdır. Anlamak için bazen kendime, “insanlar bir koltuğa neden sevdalanırlar?” sorusunu soruyorum. Ancak, doğru soru “Koltuk neden bazı insanların bir taraflarına yapışır da, bir türlü bundan vazgeçmek bilmezler?” olsa gerek..

Bazı şirketler vardır, pozisyonlarda sirkülasyon olmaz ve aynı pozisyonda yıllarca aynı kişi çalışır. Bu olay bazen ilgili kişinin, kişisel yeterliliğinin limitli olması yüzünden daha çok sorumluluk alabileceği bir pozisyona geçememesi nedeniyle gerçekleşir. Bu ilgili kişinin koltuğa, kişisel egolarını tatmin etmek amacıyla yapışıp da kimselere bırakmaması ile kıyaslanınca, nispeten daha anlaşılabilir bir durum olabilir. Ben, belirli periyotlarda çalışanlarına rotasyon uygulamanın, şirketler için kesinlikle uygulanması gereken bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Böylelikle dinamizmin korunmuş olacağı ve neticesinde de şirketlerin potansiyel atalet riskinden kurtulacakları düşüncesindeyim. Ancak ne  yazık ki ne kendi çalıştığım, ne de takip ettiğim yayınlar, haberler, çevreler sayesinde haberdar olma şansı bulduğum şirketler arasında henüz bu şekilde dinamik olanını göremedim.

Peki böyle bir durumda, koltuk sevdalısı olarak tanımlayabileceğimiz kişilerin kazanımı ne oluyor? Ego tatmini, başkalarının yükselmesinin önüne geçmek, sürekli aynı işi yaparak gittikçe yavaşlayan bir tempoda “salla başı al maaşı” mantığında zaman geçirmek, kendine olan güven eksikliğinden ötürü korktuğu yeniliklerle yüzleşerek onlardan göreceğini düşündüğü zararlardan kendisini korumak, vs.

Aynı koltuk sevdasını çevremizde de görebiliriz. Apartman yöneticiliği yapan tipler bazı apartmanlarda hep aynıdır. Yıllarca aynı kişi bu görevi yerine getirir çoğunlukla. Bu sayede daha az aidat öder (hatta bazen hiç ödemezler), ama bundan daha da önemlisi apartmanın sahibi kendileriymiş hissiyle her şeye karışabilme hakkını kendilerinde bulup, bu egolarını tatmin ederler. Bazen aynı koltuk sevdalısı abileri/ablaları sivil toplum kuruluşlarında da görürüz. Bu kuruluşlar amaçlarından uzaklaşarak amaçladıkları faydaları insanlığa sağlamak yerine, başkanlığını yapmakta olan kişilere kişisel ego tatmini sağlamanın ötesine geçemezler çoğunlukla..

Bu örneklere ek olarak, sanırım bu koltuk sevdalıları karşımıza en çok siyaset sahnesinde çıkıyor. Siyasi parti liderleri için başarı, benim düşünceme göre, girdikleri seçimde yüksek oy oranı almalarıdır. Seçimden birinci parti olarak çıkmasalar dahi, bir önceki seçime kıyasla oy oranlarını ya da milletvekili sayılarını arttırmışlarsa bu bence başarı olarak değerlendirilebilir. Ancak bu oran ve sayılarda bir düşüş varsa, başarıdan bahsetmek mümkün mü? Üstelik üst üste bir çok seçim bu şekilde sonuçlanırsa? Tamam, parti tüzüklerine göre elbette parti içi siyasetten bahsetmek mümkün hale geliyor ama bu tüzüklerdeki parti içi seçim kriterleri hep o anki mevcut liderlerin lehine hazırlandığı için, lider değişiklikleri çok zor gerçekleşiyor.

Aynı sıkıntı devlet yönetimlerinde de gözlemlenebilir. Ancak burada kastettiğim devletler, sosyal ve demokratik anlamda gelişimini tam olarak gerçekleştirememiş devletler. Gelişmiş ülkelerde demokrasi uygulanabildiği sürece, başarı halkın değerlendirmesine tabi tutuluyor ve yapılan seçimlerde başarısız bulunan liderler oy alamayıp, yerlerini halkın çoğunluğuyla seçilen liderlere bırakıyorlar. Gelişmemiş ülkelerde ise demokrasiden bahsetmek zor olduğu için, liderler görevlerine başarılı olup olmadıklarına bakılmaksızın sürekli devam ediyorlar. Bu genellikle dikta rejimlerinin uygulanması sayesinde gerçekleşebiliyor. Bu rejim değişiklikleri bazen radikal bir şekilde aniden oluyor (askeri cunta, devrim, vs.) bazen de alıştıra alıştıra halkı uyutarak gerçekleştiriliyor (İran örneği).

Aşağıda, takip ettiğim bir derginin alt blog’unda yayınlanan bir grafiği yayınlıyorum. İlgili makaleyi okumak için üzerine tıklayabilirsiniz.

Bu grafik sanırım gelişmişlik düzeyini çok iyi yansıtıyor.. Umarım rengimiz koyulaşmaz :)

Ve yine umarım ki, tatlı uykumuzdan yakında uyanırız..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Hit Counter provided by Best Seo Packages