Pompaya Dikkat..

Şemsiyenin hangi durumlarda açıldığı, hangi durumlarda açılamadığı sanırım hepinizin malumudur. Rüzgarlı havalarda dahi hafif zorlayarak açabildiğimiz şemsiye, ortam rüzgarsız dahi olsa ne yazık ki iş işten geçtikten sonra açılamamaktadır. Ondan sonra da içimize dert olmaktadır..

Hep anlatılan bir Karadeniz fıkrası vardır. İnsanlar benzin zamlarından şikayet ederken, kendisine bu konu ile ilgili görüşü sorulan Temel, soruya cevaben “Bu durum beni hiç rahatsız etmiyor. Çünkü ben hep 100 TL’lik benzin alıyorum. Değişen bir şey yok..” der. Kuş beyinli Temel’in aksine, bu durum beni çok rahatsız etmeye başladı. O yüzden de hem biraz araştırayım, hem de yazayım istedim.

1.5 yıl önce çok yaktığı için şikayet ettiğim 2.0 motorlu BMW aracımı satıp yerine 1.4 TFSI motorlu bir Audi aldım. Sattığım aracın deposu 70 lt idi. Araba kullanmaya başladığım günden beri alışkanlık edindiğim üzere, benzin uyarı ışığının yanmasıyla birlikte depoyu hep tam olarak doldurturum, yani fullerim. O dönemlerde 220-240 TL civarında tutardı benzin istasyonuna her girişimin bana olan maliyeti.. 2-3 gün önce benzin ışığı yanarak, benzinimin azaldığını bana bildirdiğinde, evim işime çok yakın olduğu için çok da kaale almadım. Umarım okurken kıskanmazsınız ama evim ve işim arası sadece 1.2 km. Haftasonu benzin lazım olur düşüncesiyle, Çarşamba akşamı spordan çıktıktan sonra depoyu doldurmak amacıyla benzin istasyonuna gittim ve depo yine 220 TL’ye doldu.. Üstelik aracımın benzin deposu 70 lt’den 50 lt’ye düşmüşken.. İçimden “hay ben bu benzine zam yapanın ta ……” diye saydırmadım elbette. Daha doğrusu ayıp olur endişesiyle saydıramadım. O kişiyi tanıyordum çünkü..

Yazlığımız Alanya’da ve komşularımızın büyük bir çoğunluğu İzmit Tüpraş mensubu. Komşularımızdan, çok sevdiğim yazlık arkadaşım Deniz’in babası, uzun yıllar Tüpraş’ta benzin fiyatlandırması ile ilgilenen departmanın yöneticisi olarak çalışmıştı. O dönemler benzine öyle her gün zam gelmezdi. Geldiğinde de, zamdan önce Deniz arar ve “Babam yine olmadık saatte ofise gitti. Sanırım benzine zam geliyor kanka” şeklinde beni uyarırdı. Ben de soluğu derhal benzin istasyonunda alır, “amma uyanığım ya” egomu tatmin ederdim.

Sonrasında Boğaziçi’nde MBA yaparken Serkan ile tanıştım. Serkan o dönemler Shell’de bölge satış yöneticisi olarak çalışıyordu. Sağolsun zammın yapılacağı gecenin hemen öncesinde, akşamki dersin sonuna doğru, kulağıma usulca eğilip “Benzine bu gece zam geliyor Başkan..” diye beni uyarırdı.. Tabi bunu duyan Onur eve uğramadan önce doğru benzinciye giderdi. “Ulan amma cimriymişsin be” demeyin..! 70 litre deponuz olsa ve böyle de bir tiyo alsaydınız, siz ne yapardınız?

Gerek Deniz’in babasının emekli olması, gerekse de Serkan’ın başka bir şirkete transfer olması nedeniyle artık zam haberleri bir gece önceden kulağıma gelmiyor. Hoş, zaten gelmesine gerek de kalmadı. Maşallah daha depodaki benzin bitmeden, yenisi geliyor zammın.

Biraz petrolden bahsedelim. Petrol benzinin hammaddesi. Petrol kelimesi, latince Petra (taş) ve Oleum (yağ) kelimelerinin birleşmesi ile oluşan petroleum kelimesinden türemiş. Dünyanın en büyük enerji kaynağı.. Sanırım bu sebeple son 100 yılın en değerli varlığı olarak nitelersek yanılmamış oluruz. Tüm enerji kaynakları içerisinde, 32% üretimi ile petrol, %31 paya sahip kömürün hemen üzerinde ilk sırada yer alıyor.

Malum, biz petrol ithal eden bir ülkeyiz. Günde ortalama 50.000 varil üretim yapabiliyorken, tüketimimiz bunun tam 10 katı, yani 500.000 varil. Aradaki fark kadar, yani günde 450.000 varil yurtdışından petrol ithal etmemiz gerekiyor. Kıyaslama olması için, dünyanın en çok petrol tüketen ülkesi olan Çin’in günlük tüketimi 8.000.000 varil.

Bu kadar sıkıcı bilgiden sonra biraz da petrol fiyatlarından bahsetmek sanırım iyi olacak. 2000 yılında 0,58 TL/lt fiyata satın alabildiğimiz 95 oktan kurşunsuz benzini bugün itibariyle 4,69 TL/lt’ye satın alabiliyoruz. 12 yılda 8 kat artmış fiyatı. Elbette ki hesabı doğru yapmak için NPV hesabını kullanabiliriz. Ama 100% doğru sonuç vermese bile yakın bir sonuç verecek olan daha kolay bir şey yapayım. O günkü satın alım gücü ile bugünkü satın alım gücüne bakalım.

2000 yılında asgari ücret 86 TL iken, benzinin litresi 0,58 TL idi. Yani asgari ücret ile 148 litre benzin alınabiliyordu. Aradan geçen 12 yıl aslına bakarsanız pek de bir şey değiştirmemiş. Şu an asgari ücret 701 TL iken, benzinin litresi 4,69 TL. Yani şu anda da 149 litre benzin alabiliyoruz bir aylık asgari ücret karşılığında. Ara yıllara bakınca dönem dönem 136 litre, 160 litre, 155 litre gibi değerler çıkıyor karşımıza. Yani değerler arasında bir uçurum yok..

“E peki bu benzini oluşturan hammadde olan petrolün dünyadaki fiyatı sürekli değişiyor. Arttığında zam yapılıyor, peki neden petrolün varil fiyatı düştüğünde bu bizde indirim olarak yansımıyor?” sorusu benim de aklıma geldi. Üşenmedim, son 10 yılın petrol varil fiyatları ile, Türkiye’de satılan benzinin satış fiyatının grafiğini oluşturdum ve karşılaştırdım. İnanın çok farklı bir manzara yok. Emin olun ben de çok ümitliydim, “hah şimdi kesin buradan bir şey bulurum da lafı geçiririm” şeklinde ama malesef fiyatlardaki değişim hep mantık çerçevesinde çıktı. Son 10 yıl içerisinde ham petrolün varil fiyatı 20 USD’den başlayıp 139 USD’leri gördü, ama 2008′deki ani düşüşün haricinde hep yükseldi. Türkiye’de de durum aynı. 2008 krizinin ardından petrol fiyatının düşmesiyle birlikte, Türkiye’de de petrol fiyatı bir nebze düştü. Elbette aynı oranda değil, ama çok da önemsenecek bir fark ile karşılaşmıyoruz.

“Peki problem nerede? Neden dünyanın en pahalı benzinini kullanıyoruz ve yandaki arkadaş gibi bu durumda sessizce arkamızı dönüp, görevimizi yapıyoruz?” sorusunun cevabı; “Çünkü ne yazık ki petrol üretimimiz yok” değil. Üretemediği gibi, üretilen yerlere çok uzak olmasına rağmen bizden çok daha ucuza benzin satışı yapılan ülkelerin sayısı bir hayli çok. Ki Türkiye, aslında üretim yapan bir ülke. Ancak ne yazık ki tüketimimizin sadece %8 – %10 ‘u kadarını üretebiliyoruz. Türkiye’deki benzin fiyatının pahalılığının sebebi çok açık.. Üzerine eklenen vergiler.. Başka türlü borçlarımızı yönetme şansımız yok..

Yılda yaklaşık 30 milyon ton petrol tüketiyoruz. Yani yaklaşık 40 milyar litre. O da yaklaşık 250 milyon varil yapıyor.. 2,60 $/lt fiyatın yaklaşık %67′si vergi. Yani 1,75 $/lt. 40 milyar litre’den alınan ücret 70 milyar USD/yıl. Tabi bu hesaplar, tüm tüketilen petrol 95 oktanlık benzin olsaydı mantıklı olurdu. Elbette ki, 97 oktan da tüketiliyor, diesel yakıt da.. Bazı durumlarda vergi oranları da değişebiliyor. Tüm bunları da hesabımıza katıp, 70 yerine 40 milyar $ diyelim.. E yine yuh yani..! İnanılır gibi değil.. Elbette ufak tefek küsürat hataları yapmış olabilirim, ama çıkan sonuç bu.. Şaka gibi.. Bence şemsiyenin açılmamasının nedeni bu.. Sebepsiz, sonuçsuz alınan vergilere karşı sesimizi yükseltemiyoruz. Ekonomiyi yönetmek için elbette ki devletin vergi alması kaçınılmaz. Ama her türlü zararı örtmek için, benzinden alınan vergiler ile halkın bu kadar da üzerine gitmek bana insafsızlık gibi geliyor..

Son olarak Nijerya ile ilgili bir bilgi vermek istiyorum. Nijerya dünyanın en büyük 6. petrol üreticisi. Afrika kıtasında ise, Sub-Sahara’nın  en büyük petrol üreticisi. Ancak ne yazık ki gelişmiş rafinerileri olmadığı için, ham petrolü yeterince işleyemiyorlar. Bu nedenle de onlar da bizim gibi petrol ithalatına mecburlar. Benzinin fiyatı yaklaşık 0,40 $/lt iken, Devlet Başkanı Goodluck Jonathan (evet.. ismi komik..) bu yıl Ocak ayında bir anda benzine uygulanan sübvansiyonu kaldırdığını açıkladı ve benzin fiyatı 0,86 $/lt ‘ye geldi. Meğer benzinin üzerine ek vergiler almaktansa, üstüne bir de fiyatı ucuzlatıp aradaki farktan doğan yıllık 8 milyar $’ı da kendi bütçesinden karşılıyormuş şimdiye kadar Nijerya. Ama halk ayaklandı. Barışçıl bir genel grev yaptılar ülke genelinde (barışçıl marışçıldı ama 4 gün boyunca kalaşnikoflu korumalarla gezmek zorunda kaldım). Tam 1 hafta sürdü. “Hadi oradan hödük, grevi yaşamış gibi anlatıyorsun” demeyin, çünkü yaşadım. İş yaptığımız kişilere söz vermiş olduğum için grev olduğunu bile bile oraya gittim ve o grev sırasında orada bulundum.

Grevin sonunda fiyatı orta bir yere getirip anlaştılar: 0,60 $/lt. Bazılarına göre her bir litrede 0,20 $ zararda, diğerlerine göre ise 0,26 $ kardalar.. Nereden baktığınıza göre değişir. Ama unutmayalım, biz Türkiye’de külliyen zarardayız..! Üstelik şemsiye o kadar girmiş ki, açılmak bir kenara artık durmuyor.. National Geographic’te izlediğimiz, anasından babasından ayrı yöne giden, bataklığa saplanmış zeka özürlü antilop yavrusunun dibe doğru istemsizce ilerleyişi gibi, içimizde sürekli ilerliyor.. Biz böyle sesimizi çıkarmamaya devam edelim..

 

Not: 2. resim, Leman dergisinin kapağıdır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Hit Counter provided by Best Seo Packages