Puslu Kıtalar Atlası – İhsan Oktay Anar

İhsan Oktay Anar ismini duyalı ne yazık ki çok uzun zaman olmadı. Geçen yıl bir arkadaşım Kitab-ül Hiyel isimli kitabını tanıtırken, İhsan Oktay Anar’ın daha önce yazmış olduğu kitaplardan birinin de Puslu Kıtalar Atlası olduğunu söylediğinde benim jeton düşmüştü. Tüm kitaplarının İletişim Yayınları’ndan çıktığını duyduğumda da, daha bir içim ısınmıştı bu isme..

Yıllar önce, belki 10 yıl olmuştur, Puslu Kıtalar Atlası isimli kitabını duymuştum. Neden bilmiyorum, o dönem kitabı alıp okumak aklıma gelmedi hiç. Bu yazdığım belki sizlere komik gelecektir ama ben isminden dolayı kitabı gezi kitabı sanmıştım. Bir gezginin, dolaşmış olduğu yerler ile ilgili notlarından oluşan bir kitap gibi gelmişti bana.. Ve bu nedenle de bu kitabı okumaktansa o dönemler popüler olan ve ardı ardına kitapları çıkan Dan Brown ve benzeri yazarları okumayı tercih etmiştim. Oysa ne büyük bir hataymış..!

Eren’in tanıtımından sonra hem Kitab-ül Hiyel’i, hem de uzun zamandır ismini duymuş olduğum Puslu Kıtalar Atlası’nı D&R’dan sipariş etmiştim. 3 ay önce de bir fırsat yaratıp bir çırpıda okudum Puslu Kıtalar Atlası’nı. Ve benim için yepyeni bir ufuk açıldı. Sınıflandırmaların her türlüsüne karşıyım karşı olmasına ama bazen sınıflandırma yapma ihtiyacı duyar insan. Eğer bu kitabı da bir sınıfa koymam gerekseydi, öyle sanıyorum ki en iyi tarif tarihsel fantastik olurdu.

1960 doğumlu olan yazar lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini Ege Üniversitesi Felsefe bölümünde  almış. Uzun yıllar öğretim görevlisi olarak çalışmış ve 2011 yılında emekliye ayrılmış. Bugüne kadar Puslu Kıtalar Atlası, Kitab-ül Hiyel, Efrasiyab’ın Hikayeleri, Amat ve Suskunlar isimli kitapları yayınlanmış. Bugünlerde de Yedinci Gün isimli kitabı yayına çıkıyor. 2009 yılında Amat isimli kitabıyla Erdal Öz Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş. Erdal Öz’ün kim olduğunu, Can Yayınları ile ilgili yazımda belirtmiştim.

Puslu Kıtalar Atlası’nı yazar 1992 yılında yazmış ve kitap 1995 yılında İletişim Yayınları tarafından yayınlanmış. Okumak için neden bu kadar geç kaldığımı düşündükçe kendime kızıyorum. Türkçe ve eski dildeki kelimelerle bu kadar güzel cümleler kurabilen, tarih ile fantastik bir hikayeyi böylesine birleştirebilen bir yazar beklemiyordum açıkçası. Bunlarla karşılaştığımda kendisine hayran kaldım. Yazarın dili hakkında bilgi almak için kitabın aşağıdaki ilk cümlesini okuyabilirsiniz:

“Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı kâinattan 7079 yıl, isa mesih’ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.”

Kitap Fransızca yayınlandığında, editörü kitabu şu şekilde özetlemiş:

“17. yüzyılda Konstantiniye’de yaşayan, düşgücü zengin bir ihtiyar, kendini kuşatan dünyayı düşler. Kendi iç dünyasına doğru yolculuklara çıkan bu haritacı, düşlerinde gerçekliği arar ve düşlerinden devşirdiklerini Puslu Kıtalar Atlası adlı bir kitaba döker ve kitabını, savaşa gitmek üzere olan oğluna emanet eder. İhtiyarın oğlu, tuhaf bir siyah sikke bulduktan sonra inanılmaz bir serüvene sürüklenecek ve sonunda Puslu Kıtalar Atlası’nı okumaya başladığında, başından geçenlerin tümünün bu kitapta anlatılmış olduğunu görecektir”

Kitapta Arap İhsan, Uzun İhsan Efendi, Ebrehe, Vardapet, Alibaz, Rendekar isimli karakterler var. Kitabın arka kapağında ise şöyle yazılı:

Yeniçeriler kapıyı zorlarken Uzun İhsan Efendi hala malum konuyu düşünüyor, fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu…
“Rendekar doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öylese varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar: Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öylese gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.”
Kapı kırıldığında Uzun İhsan Efendi kitabı kapattı. az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları geçirdi:
“Dünya bir düştür. Evet, dünya.. Ah! Evet, dünya bir masaldır.”

Peki kimdi bu Rendekar? “Düşünüyorum, öyleyse varım” diyen Rendekar kim olabilir ki? Ya da bir başka dilde, “Cogito ergo sum” diyen? Rene Descartes olabilir mi? Türkçe okunuşuyla, Röne Dekart.. Yani hafiften değişmiş haliyle Rendekar.. Evet, kesinlikle o.. :)

Bu kitap hayatım boyunca okuduğum en güzel 5 kitaptan birisi diyebilirim kendimden gayet emin bir şekilde. Sınırsız bir hayal gücünün, mükemmel bir dille ve belli ki emek harcanmış bir araştırmayla harmanlanmış ziyafetine hepinizi davet ederim. Bu kitabı mutlaka okuyun..! Hatta okumayıp, içine düşün..!

“Dünya bir düştür. Evet, dünya.. Ah! Evet, dünya bir masaldır..”

Hepinize tatlı düşler..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Hit Counter provided by Best Seo Packages