Uzun Hikaye

Çok güzel bir film izledim bugün. Senaryo, yönetmen, oyuncular harikaydı. Üşendim konusundan bahsetmeye.. Anlatması şimdi “Uzun Hikaye”..

Cumartesi akşamı bu tweeti atmama sebep olan filmden, Osman Sınav’ın son filmi Uzun Hikaye’den bahsetmek geldi içimden..

Kitaplar ile ilgili yazılar yazdığımda, ön plana hep yazar çıkıyor. Tek kişilik show olarak düşünüyorum kitapları. Yazar bir hikaye yaratıyor, ardından birkaç karakter, sahneler ve devamında gelen cümleler.. Elimize aslında kağıtlardan oluşan bir eşya alıp okuyoruz. Zihnimizde bu okuduklarımıza dair mekanlar, sahneler, düşünceler oluşturuyoruz. Bunları yaşatabilmek hayli zor. Bu sebepten ötürü de, bu zorluğu başaran yazarlara her daim çok büyük saygı duymuşumdur.

Oysa filmler bu kadar zorlukla yaratılmıyor diye düşünüyorum. Senaryonun senarist tarafından yazılması, filmin yönetmen tarafından yönetilmesi ve rollerin de oyuncular tarafından sergilenmesi gerekiyor, bana göre en basit manada. Bu performansların üçü de iyi olunca, yani demek istediğim bu emeklerin tümü hakkıyla sarf edilince ortaya gayet güzel filmler çıkıyor.

Bazen de sadece birisi alıp yürüyor. Bizler, yani filmi izleyenler her şeye rağmen tatmin olabiliyoruz. Örneğin en baba aktörlerin filmde rol almaları ve oyunculuklarının hakkını vermeleri sayesinde, senaryolarının birbirlerine çok benzediğini düşündüğüm filmler arasından bazıları sıyrılıp, “iyi film” şeklinde etiketlenebiliyor benim zihnimde. Bazen ise oyunculuğa çok gerek kalmadan, senaryo sayesinde film benim için “iyi film” olabiliyor. Hem senaryonun kötü, hem de oyunculukların sıradan olduğu kimi zamanlardaysa yönetmen ve görsel efektler ön plana çıkarak filmin “iyi film” olmasını sağlayabiliyor. Bu yüzden, filmden çok kitaba saygı duyarım ben. Orada yazarın yardım alabileceği kimse yoktur. Yalnızdır. Kitabını yazar ve okutur.

Ancak ortaya iyi bir film çıkmışsa, filmin sonunda yaşadığım mutluluk, biten her kitabın son sayfasını kapatırken yaşadığım mutlulukla eşit oluyor. Uzun Hikaye de böyle bir filmdi benim için..

Kenan İmirzalıoğlu’nu genelde kabadayı rollerinde görmeye alışık olduğum için, filmin afişini ilk gördüğümde bu filmde de benzer şeyler olabileceğini düşündüm. Hatta ne yalan söyleyeyim, Histeria isimli filmi daha önceden evde mkv formatında izlememiş olsaydım kuvvetle muhtemel Histeria’yı seçmemiz için kandırmaya çalışırdım Aslı’yı. Akmerkez’de çok sayıda salon olmaması nedeniyle çok fazla film seçeneğimiz de kalmayınca ya Uzun Hikaye ya da Paranormal Activity 4′ü izleyecektik. Korku filmlerinden feci şekilde korkan bendeniz için seçim zor olmadı. Aslı’yı da kandırdım ve çok güzel bir film izlemiş olduk..

Filmin yönetmeni Osman Sınav, başrollerinde ise Kenan İmirzalıoğlu, Tuğçe Kazaz, Altan Erkekli, Güven Kıraç, Batuhan Karacakaya ve ilk kez izlediğim Ushan Çakır yer alıyordu. Ushan Çakır’ı çok beğendim. Bu kişilerin yanı sıra, büyük ustalar Cihat Tamer ve Mustafa Alabora da filmde rol alıyordu. Hatta Mustafa Alabora o kadar başarılıydı ki Belediye Reisi rolünde, O’nun O olduğunu ancak filmden sonra internetten kadroya bakarken anlamış oldum.

Yönetmen Osman Sınav’ı çok başarılı bulmam. Şimdiye kadar en çok Ekmek Teknesi ve Süper Baba’yı beğenmiştim yapmış olduğu işler arasında. Sinema filmi konusunda ise son 15 yılda sadece 2 filmini duymuştum. Pars ve Deli Yürek Bumerang Cehennemi. Bu iki filmin tarzını da beğenmediğim için izlememiştim. O tarz yapımları sevmediğim için, afişte yönetmen olarak Osman Sınav ismini gördüğümde Uzun Hikaye’yi izleyip izlememe konusunda kararsızlıklarımın ilkini yaşamış oldum.

Kenan İmirzalıoğlu’nu ise kişiliği ve duruşu ile beğenirim. Ama O’nun da daha önceden rol almış olduğu projelerden sadece Yazı Tura ve Şener Şen’in sayesinde Kabadayı isimli filmleri beğenmiştim. Bu filmde de yine klasik mahallenin dürüst, yakışıklı ve delikanlı genci ortalığı toz dumana mı katacak acaba? şeklinde kafamda beliren şüphe, filmin afişinde Kenan İmirzalıoğlu’nun takmış olduğu kemik çerçeve gözlük sayesinde kaybolmuş oldu. Sanki daha farklıydı bu film diğerlerinden..

Ve elbette afişteki lokomotif figürü.. Benim gibi demiryolu hastası bir kişi için, o bile yeter sebepti aslında..

Bu umutlarla girdik filme. Uzun Hikaye ismi gibi uzun bir film olmasına rağmen hiç sıkılmadım diyebilirim. Film, 1940′lı yıllarda Bulgaristan’dan dedesi Pehlivan Süleyman (Hortum Süleyman ile alakası yok elbette) ile Türkiye’ye kaçan Bulgaryalı Ali’nin hikayesini anlatıyor. Ali, eşi Münire ve oğlu Mustafa ile bir o kasabaya bir bu kasabaya göç eder durur. Ali’nin bir türlü aynı kasabada tutunamamasının sebebi ise haksızlığa gelememesidir. Yine böyle bir buhran gecesinde hayatının hatasını yapar ve bu ona çok pahalıya mal olur. Ve sonrasında hayat mücadelesi devam eder..

Filmin başlarında Ali ve Münire’nin oğulları Mustafa’ya nasıl tanışmış olduklarını anlattıkları sahne çok hoşuma gitti.. Bazı sahnelerde ise bir iki damla yaş döküldü gözümden.. Yani anlayacağınız, hem güldüren, hem ağlatan, hem de insanın içini mutlulukla ısıtan bir hikayeydi izlediğim.. Yazar Mustafa Kutlu’yu da ayrıca tebrik etmemek olmaz..

Daha fazlasını anlatmayayım, hazır önümüzde uzun da bir tatil varken bir fırsat yaratıp izleyin bence bu filmi..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Hit Counter provided by Best Seo Packages