Monthly Archives: June 2013

Film

Şarkı Söyleyen Kadın – Nawal Marwan

incendiesBir ağıttır savaşlara, farklılıklara yakılan. Bir yıkımdır, zaman geçse de insanın peşini bırakmayan. Bir matematik sorusudur, bir artı birin bir edip edemeyeceğini soran. Bir sondur, şok edip yüze sert bir tokat atan. Bir başlangıçtır, “hep beraber olmaktan daha güzel bir şey yoktur” diye haykıran. Bir filmdir, yedinci sanatı taçlandıran..

Türkçe’ye İçimdeki Yangın olarak çevrilmiş olan Incendies isimli filmin başlığının altına “laertes” bu şekilde yazmış. Bundan daha güzel bir giriş yapamayacağım için kendisinden alıntı yaparak başladım yazıya.

Film 2010 Kanada-Fransız ortak yapımı. Filmin yönetmeni Denis Villeneuve bir gün Lübnan asıllı Kanada’lı yazar Wajdi Mouawad’ın yönettiği bir tiyatro oyununu izliyor ve çenesine yumruğu yiyor. Bu filmi izlediğimde aynı yumruğu ben de yedim. Yumruk sertti, üstelik bir tane de değildi..

Film askerler tarafından saçları kesilen çocukların olduğu bir sahne ile başlıyor. Arkadan ise tanıdık bir müzik geliyor. You and Whose Army? Giriş müziği Radiohead’den olunca, ilk sahneye de bu kadar yakışınca daha öncesinde hiçbir şekilde haberdar olmadığım bu filme dair beklentilerim elbette ki arttı. Film boyunca olayların geçtiği ülkenin ismi verilmiyor.  Filmde dönem dönem belirtilen şehir isimleri ise tamamen kurmaca. Ancak filmin belirli bir bölümünün 1975-1990 yılları arasındaki iç savaş sırasında Lübnan’da geçtiği su götürmez bir gerçek.

Müslüman ve Hristiyan topluluklar arasındaki problemlerin ortasında Nawal Marwan isimli Hristiyan bir Arap kadının başından geçen hikayeyi konu alıyor film. Nawal ölürken, ikiz çocukları Jeanne ve Simon’a bir vasiyetname bırakıyor. Ve çocuklarından yıllarca sakladığı bir gerçeği onlara bildiriyor. Jeanne ve Simon’un öldü sandıkları babaları aslında ölmemiştir. Üstelik bir de ağabeyleri vardır. Ve Nawal, çocuklarından babaları ve ağabeylerini bulup, onlara ayrı ayrı yazdığı iki mektubu kendilerine teslim etmesini istiyor. Bu isteği yerine getirilene kadar da mezarına mezar taşı konulmamasını vasiyet bırakıyor.

Bundan sonraki hiçbir detayı vermeyeceğim. Sadece bir iki replik paylaşacağım. Siz filmi sadece izleyin. Mutlu bir gününüzü seçmeyin izlemek için. Sonrası emin olun ki birkaç gün boyunca mutsuz geçecek. Yumrukları siz de yiyeceksiniz çenenize. Bıçak sizin de kalbinize saplanacak defalarca. O düğümlenmeyi siz de hissedeceksiniz boğazınızda. Nawal’ın neden Şarkı Söyleyen Kadın olduğunu anlayacaksınız. Ve Simon’un, Jeanne’a sorduğu “Bir artı bir, bir eder mi?” sorusunun cevabını bulacaksınız.. Şu cümlelerin anlamlarını bulacaksınız..

“Babanı arıyorsun ama daha annenin kim olduğunu bilmiyorsun.”

“Ölüm asla hikayenin sonu değildir. Her zaman bir iz kalır.”

“- Charbel dayım yazdıklarıyla, barışı sağlamayı amaçlıyordu. Buna inanıyordu. Ama hayat bana başka şeyler öğretti.
+ Peki, şimdi ne yapacaksın?
-  Hayatın bana öğrettiklerini ben de düşmanlarıma öğreteceğim.”

Yönetmen Villeneuve için de bir iki şey söylemek istiyorum. İnsanları mutsuz ederek etkileyen bir çok film çekildi ve bunları elbette ki hepimiz izledik. Yönettiği bir filmi ilk kez izlediğim Villeneuve’in bu filmde kolaya kaçmadığını düşünüyorum. Sahneleri detaylıca göstererek insanların hisleri ile oynamamış, duygularını sömürmemiş. Sadece hikayeyi aktarmış.

Üstelik öyle hüngür hüngür de ağlatmıyor. Şok ediyor! Üzüyor! Sonra tekrar şok ediyor ve tekrar üzüyor. Ağlamaya fırsat dahi bulamıyorsunuz. 2 saat 20 dakika süren filmde sürekli bu hisleri yaşıyorsunuz. Bazen sıkıldığınızı da hissedebilirsiniz. Ama emin olun, o son 20 dakika için değil 2, 22 saat bile izlenir..

Son sözüm de; filmi daha önce izlememiş ve bu yazı sonrasında ilk kez izleyecek olanlara: Sizi kıskanıyorum..

Şiir

Ahmed Arif’ten Çapulculara Şiir

Ahmed Arif yıllar önce Anadolu isimli bu şiiri yazarken, özellikle de son bölümünde acaba bugün yaşanılanları öngörmüş müydü? Bizlere bir mesaj mı vermek istedi? Kimbilir..

 

Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip…

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne üstüne,

Tükür yüzüne celladın.

Fırsatçının, fesatçının, hayının..

Dayan kitap ile,

Dayan iş ile,

Tırnak ile, diş ile,

Umut ile, sevda ile, düş ile,

Dayan, rüsva etme beni.

 

Gör nasıl yaratılırım,

Namuslu, genç ellerinle.

Kızlarım, oğullarım var gelecekte.

Herbiri vazgeçilmez cihan parçası,

Kaç bin yıllık hasretimin koncası…

Gözlerinden… Gözlerinden öperim,

Bir umudum sende.

Anlıyor musun?


Hit Counter provided by Best Seo Packages