Monthly Archives: December 2013

Şiir

Öyle Güzel Yalnızım Ki Seninle – Kaya Özkuş

oyle guzel yalnizim ki seninle kaya ozkusİlkokulda Jules Verne okur, balonla dünyayı gezme hayalleri kurardım. Goscinny’e merak saldım sonra. Pıtırcık serisini baştan sona okudum. Sonra biraz büyüdüm. Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu okuttular. Soğumadım okumaktan. Arada kaçamaklar yapıp Aziz Nesin’i keşfettim.

Sonra büyüdükçe küçüldüm, çizgi romanlara merak saldım. Ve tabi dizilere. Pazar öğlenleri TRT’de yayınlanan Görevimiz Tehlike dizisinin her bölümünde Nicholas Black (Thaao Penghlis) makyajla suratını değiştirirdi. Çoğu kez suç örgütünün elebaşı kılığına girerdi. Akşamına ise Vahşi Batı’nın en hızlı kılık değiştiren kovboyu, garibanların dostu, alemlerin kralı Tom Braks makyajını yapar, suçluları yakalardı avuçlarımın arasındaki çizgi romanda.

Biraz daha büyüyünce değişti okuduklarım. Ayşecik sayesinde Halil Cibran’ı, Murathan Mungan’ı keşfettim. Klasikleri de okudum elbette. Dostoyevski, Tolstoy, London, Dickens, vd. Sonra herkes gibi ben de aşık oldum lisede. Ve herkes gibi şiir okumaya başladım. Nedenini sorgulamadım. Duyguları bir şekilde tatmin etme içgüdüsüdür belki de bizleri lisede şiire sevk eden.

Aşk duygusunun yanına başka duygular da eklendi sonrasında, sol yanımdan kopup gelen. Nazım Hikmet okudum. Ahmed Arif okudum. Sabahattin Ali okudum. Şiir sadece aşk için yazılmazmış, bunu öğrendim. O aralar fark ettim; kalp de, yürek de soldan atarmış…

Sonra ben de yenik düştüm popüler kültüre. Bestseller camiasında takıldım uzunca bir süre. Hala da ara sıra okurum zihin dağıtmak için. Ama topladım da kendimi. Orhan Pamuk okudum. İhsan Oktay Anar okudum. Oğuz Atay okudum. Farklı tarzlar da olsa, derin adamlar buldum. Bu aralar ise yepyeni denizler keşfediyorum. Carver, Kazancakis, Bener, vd.

Peki bu yazı ne zaman başlıkla alakalı hale gelecek? diyenlere gelsin:

Geçen hafta gecenin dördünde uyanıp, üç yıldır tanıdığım Kaza Özkuş’un Öyle Güzel Yalnızım Ki Seninle isimli şiir kitabını ikinci kez okudum. Sonrasında da bu yazıyı yazmaya karar verdim. Zor şey bir tanıdığının eseri ile alakalı yazı yazmak, yorum yapmak. Yanlış anlaşılmaya çok müsait. Ama ben yine de cesaret edip yazacağım düşüncelerimi. Zaten kitabı alıp okuduğunuzda, sizler de eminim benzer duyguları hissedeceksiniz.

Kaya Abi akupunktur konusunda uzman bir anatomi profesörü. Ve ayrıca bir şair. Ne kadar da kısa bir title oldu bu ikincisi böyle. Sadece dört harf. Ş, A, İ, R. Bugünlerin dünyasında bayağı kalır bu ünvan. Kimse kaale almaz. Almıyor da zaten. Kitap dükkanlarının yarısı olmasa bile, en az dörtte biri şiire ayrılırdı ben çocukken. Polatlı’da Barış, Ankara’da Dost kitabevinde böyleydi en azından. Şimdi ise kıçı kırık bir raf ayrılıyor. O da en dip köşede. Tıpkı hayatımızda duygularımıza verdiğimiz yer gibi.

Duyguların ön planda olmadığı bir dünyada şiire yer kalmadı malesef. Oysa o dört harfliler içeriyordu duygularımızı. Ve onları yazanlardı o hisleri sözcüklere döken sihirbazlar. Şiir ve şairdi bunlar. Duyguları en kısa yoldan söze döken üstatlara, bu dört harfli kısa ünvan bence cuk oturuyor. Yalın, asil ve dolu. Tam da şiir gibi. Okumasını bilene…

Kaya Abi de böyle işte. Bazen mesleğiyle alakalı sözcükleri (en sonki sisipedimis miydi, sisumispedis miydi hala bulamadım internette) aklımda tutmakta zorlansam da, geri kalanlar kendiliğinden asılı kalıveriyor zihnimde. Ben bir şey yapmıyorum, onlar kendiliğinden kayıt ediliyorlar duygu defterime. Sözlerin sahibinin kalemi o deftere işliyor söylediklerini çünkü. Bana ise keyfini çıkarmak kalıyor.

elde

kalan

an,

çıkında

birikti.

yola

çıktı

derviş,

dokundu

asası

toprağa,

çiçeklendi

yol.

Elindeki asa hep toprağımıza dokunsun ve yollarımız her daim çiçeklerle donansın Sevgili Kaya Ağabey…

Dilerim öyle olsun…

Düşünce

Noel Mumları

Noel MumuSevgili Michael Kunze-CONCEWITZ dün akşam çok güzel bir hikaye anlattı. Hatırlayabildiğim kadarıyla paylaşmak istedim.

Hz. İsa’nın doğumu her yıl Aralık ayında Noel adı verilen Hristiyan Bayramı ile kutlanır. 24 Aralık akşamı başlayan bu kutlamalardan 4 hafta önce evlerde mumlar yakılır. Her Pazar akşamı bu mumlardan bir tanesi yakılarak, Noel’den önceki son Pazar günü 4 mum birden yakılmış olur.

Bir çocuk, yine böyle bir Pazar günü mumların yaydığı alevleri izlerken ilk yakılan mum bir anda söner. Çocuk çok üzülür ve mumu yeniden yakmak için hareketlenirken mum çocuğa seslenir: “Boşuna uğraşma. Benim adım Sevgi‘dir. Artık ne yazık ki insanlar bana ihtiyaç duymuyorlar. Alevime gerek kalmadı,”

Derken ikinci mum da söner. O da çocukla konuşmaya başlar: “Vaktini gereksiz yere harcama. Benim adım Saygı‘dır. Sevginin olmadığı bir dünyada ben de alev saçamam,”

Hemen sonrasında üçüncü mum da söner. O da çocuğa seslenir: “Boş yere yorma kendini. Benim adım Barış‘tır. Sevgi ve Saygı kalmayınca insanlar birbirine düşman olur. Benim alevim de bir işe yaramaz,”

Çocuk üç mumun sönmesinden ötürü son derece mutsuz olur. Büyük bir endişe ile dördüncü mumun cılız alevine bakar. Ve o an dördüncü mum konuşmaya başlar: “Üzülme çocuk. Benim adım Umut‘tur. Ben yandığım müddetçe, beni kullanarak diğer mumları yakabilirsin. Benim sönmeme asla izin verme!”


Hit Counter provided by Best Seo Packages