Londra İzlenimlerim

Londra izlenimlerimNijerya’da 1999-2007 yılları arasında Devlet Başkanlığı yapmış olan Olusegun Obasanjo’nun, Afrika’nın kalkınmasına katkı sağlamak amacıyla kurmuş olduğu Olusegun Obasanjo Vakfı‘nın gala yemeğine davet edildiğim için, 2 hafta önce Londra’ya gittim. Arada vakit bulup, az da olsa Londra’yı gezme şansım oldu. Hem Londra, hem de gala yemeği ile ilgili izlenimlerimi anlatayım istedim.

Cuma akşamı düzenlenen gala yemeğinde Nijerya Devlet Başkanı Goodluck Jonathan, Gana Devlet Başkanı John Dramani Mahama, Benin Devlet Başkanı Boni Yayi, Liberya Devlet Başkanı Ellen Johnson-Sirleaf başta olmak üzere 1500′ün üzerinde üst düzey katılımcı vardı. Son 1.5 yıldır şirketin Sahra Altı Afrika Operasyonlarını yönettiğim için, benim açımdan da iyi bir networking fırsatı olmuş oldu. Bu anlamda çok faydalı bir seyahat oldu diyebilirim.

Vakfın 4 ana kuruluş amacı var. Afrika’da sağlık, gençlere iş imkanı sağlamak, kızların eğitim oranını artırmak ve açlığa karşı bir çözüm bulmak. Açıkçası bu denli üst düzey ve yoğun bir katılım olmasını pek beklemiyordum. Resmen Afrika’nın Davos’u gibi bir akşam yaşadık. Oldukça etkilendim ve Afrika’daki fırsatlar konusundaki olumlu düşüncelerime bu gecenin sonunda yenileri eklenmiş oldu.

Nijerya’da birlikte iş yaptığımız Chief vakfın ana sponsorlarından olduğu için, bizler VIP konuk olarak ağırlandık. Devlet başkanlarının hemen yan masasında oturma şansımız oldu. Tesadüf, Gana Devlet Başkanı ile kendi onuruna İstanbul’da düzenlenen kahvaltıda tanıştıktan 2 hafta sonra bu kez Londra’da akşam yemeğinde yanyana masalarda olma fırsatını kaçırmayıp biraz sohbet ettim. Kahvaltı ve akşam yemeğinden sonra günün üçüncü öğününü de birlikte tamamlayabilmek adına kendimi zorla da olsa Gana’ya öğle yemeğine davet ettirdim. Bu seyahati şimdilik Mart ortasına planladık. Gitmeden önce, Amazon.com’dan Kindle’ımda okumak üzere John Dramani Mahama’nın yazmış olduğu My First Coup D’Etat (İlk Askeri Darbem) isimli kitabını da geçen hafta e-kitap olarak satın aldım. Kendisi hakkında daha detaylı bilgi alabilmek adına bu kitabı bir an önce okumayı planlıyorum.

Gala yemeği Mayfair’deki JW Marriott Hotel’de düzenlendi. Benim konakladığım otel ise, yine Mayfair’de bulunan Millenium Hotel idi. Londra’ya ilk kez gidiyordum ve açıkçası şehir ile ilgili çok da fazla bir bilgiye sahip değildim. Seyahate şirketimizin CFO’su ile katılmam sanırım bu konuda benim için bir şans oldu. Zira kendisi daha önce Londra’da bir süre yaşamış ve sonrasında da sıklıkla seyahat etmiş.

Boş zamanlarımızda vakit buldukça Piccadilly, Mayfair, Soho, Trafalgar Meydanı civarında yürüdük, etrafı gezdik. Hatta o kadar çok yürüdük ki, ben sonunda pes etmek durumunda kaldım.  Şansımıza hava da çok yağışlı değildi.

Cumartesi günü ise Nijerya’da birlikte iş yaptığımız sevgili Chief’in göndermiş olduğu araçla, Mayfair’den Kuzey Londra’daki Edgware civarında bulunan evine gittik. Nijerya’daki ulaşımımız için Maybach’ını emrimize sunan Chief, Londra’da da boş durmayıp kapı kolları ve amblemi som altından yapılma Rolls Royce’unu emrimize sundu. Ne hayatlar var..!

Evde son derece rahattık. Sohbet edip, iş konuşuyorduk. Ta ki, Chief’in villasının karşısındaki villada Lennox Lewis’in oturduğunu duyana dek..! Bunu duyar duymaz derhal toparlanıp, kendime çeki düzen verdim. Bunun ana sebebi Lennox Lewis’in eski Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu olması.. Bu dalda kazanmış olduğu bir de Olimpiyat Madalyası bulunuyor. İstersen bir saygısızlık yap..! Komşusuna dövdürür vallahi..!

The Ritz LondonLondra’daki keyifli bir an da, The Ritz London’da içtiğimiz 5 çayı idi. Seyahate birlikte gittiğim CFO’muz, Cuma akşamı hazır üzerimizde smokinlerimiz varken gala yemeği öncesinde 5 çayını dress code uygulaması olan The Ritz London’da içmeyi önerdi. İçerideki ambians inanılmazdı. İnsanlar son derece şık ve özenli bir şekilde giyinip, bizim 5 çayı olarak tabir ettiğimiz, afternoon tea keyfi için buraya geliyorlar.

Londra’da bir diğer dikkatimi çeken şey ise, etrafta çok fazla turist görememek oldu. Gündüzleri daha çok iş nedeniyle yoğunduk. Bu nedenle de yürüyüş yapmak için ancak akşama doğru vakit bulabildik. Belki de bu yüzden pek fazla turist görememiş de olabiliriz. Akşam bira içip müzik dinlemek için de O’Neill Pub’a uğradık. Ben ale tarzı birayı çok sevmediğim için Stella Artois ve Heineken içtim. Bence bira Belçika’da içilmeli..

İş yoğunluğu nedeniyle çok fazla Londra’yı görmeye vakit bulamadım belki ama hazır 2 yıllık vize almışken, ilk fırsatta Londra’ya bu kez turistik amaçla gidip, uzun uzun gezmeyi planlıyorum. Buckingham Sarayı, British Museum, London Eye ve daha bir sürü yeri görmek isterim.. Eğer bu planımı gerçekleştirebilirsem, uzun uzun Londra’yı anlatan bir yazı daha yazarım.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Hit Counter provided by Best Seo Packages