Piramitler ve Mısır İzlenimlerim

Gize PiramitleriOcak ayı sonunda iş ile ilgili bir toplantı nedeniyle, Mısır’ın başkenti Kahire’ye gitmem gerekti. Uçak saatlerinin sabah çok erken olması sayesinde de, Kahire’ye gittiğim ilk gün kendime, serbest olarak geçirebileceğim bir zaman dilimi yaratabildim. Bu serbest zamanda da elbette ki piramitleri görmeye gittim.

Kahire’ye gittiğim dönemde Mısır yine karışmış durumdaydı. Büyük kalabalıklar Mursi’yi protesto etmek amacıyla Tahrir Meydanı’nda toplanıyordu. Havalimanından otele transferimizi sağlayan şoför bizi bu konuda uyardı ve ne olursa olsun Tahrir Meydanı ve çevresinden uzak durmamız gerektiğini söyledi. Piramitlerin olduğu bölgede ise herhangi bir sıkıntı olmadığı için, eğer boş vaktimiz olursa piramitleri gezmemizi önerdi. Biz de fırsat bu fırsat diyerek piramitlere bizi götürmesi için pazarlık edip, otele yerleşmemizin ardından 4 saat sürecek bu geziye başladık.

Kaldığımız otelden piramitlere ulaşmamız yaklaşık 45 dakika sürdü. Nil Nehri’nin üzerinden geçmek gerektiği için, bu sayede Nil Nehri’ni de görmüş oldum. Piramitlere doğru giderken Enver Sedat’ın anısına inşa edilen ve mezarının bulunduğu Meçhul Asker Anıtı’nı da görmüş olduk. 1981 yılında Mısır’ın bağımsızlığının kutlandığı bir tören sırasında, askeri konvoy içerisinde bulunan radikal İslamcı bir grup tarafından düzenlenen suikastte, Enver Sedat vücuduna isabet eden 72 adet kurşun ile öldürülmüş ve Mısır için bir dönem sona ermiş. Hayli iç karartıcı..

Enver Sedat, Cemal Abdül Nasır’ın ani bir kalp krizi nedeniyle ölmesinin ardından göreve gelmiş. Şoförümüz, Cemal Abdül Nasır’ın ölümü ile ilgili de bir hikaye anlattı. Onun ifadesine göre Abdül Nasır aslında kalp krizi nedeniyle değil, bir gün öncesinde Ürdün’de içtiği bir içkinin içerisindeki zehir nedeniyle ölmüş. Üstelik bu zehir aslında Ürdün Kralı’nın içeceğine konulmuş ancak o esnada Abdül Nasır ile Kral kadehlerini değiştirmişler. O akşam Nasır rahatsızlanmış ve hemen Kahire’ye getirilmiş. Ertesi gün de kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetmiş. Ne kadar doğru bilinmez ancak duyduğum hikaye bu şekildeydi. Bunu destekleyen bazı yazıları internette bulmak da mümkün.

Keyifli tarihi sohbet ile devam eden yolculuğun sonunda, piramitler aracın camından gözükmeye başladı ve araç piramitlere yakın bir yerde durdu. Buradan sonra yolumuza ya deve üzerinde, ya at üzerinde ya da fayton ile devam etmek zorundaydık. Deveye binmemle inmem bir oldu. Korkulacak bir şey yok, düşmedim ama deve üzerinde bu seyahati gerçekleştiremeyeceğime 1 saniye içerisinde karar vermiştim. Devenin ayağa kalkması ayrı, oturması ayrı dert. Kimseye tavsiye etmem. Biz iki kişiydik ve faytonu tercih ettik. Sizlere de eğer bu seçimi yapmak zorunda kalırsanız hiç düşünmeden faytonu tercih etmenizi öneririm.

Artık sanırım piramitlerden bahsedebilirim.. Tahrir Meydanı’ndaki olaylar nedeniyle olsa gerek, piramitlerde gördüğümüz turist sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Bu sayede gayet sakin bir şekilde her yeri görme şansımız oldu.

Onur PiramitMısır’da bir çok piramit bulunuyor ancak en bilinenleri Gize Piramitleri olarak adlandırılan piramitler. Burada 3 tane büyük piramit bulunuyor. İsimleri ise Keops, Kefren ve Mikerinos. İngilizce Khufu olarak adlandırılan, bizlerin Keops ismini verdiğimiz piramit Dünya’nın 7 Harikası’ndan birisi olarak kabul ediliyor. Uzun uzun piramitlerin tarihleri ve hikayeleri ile ilgili bilgileri yazmaktansa, şu linki paylaşmam sanırım daha doğru olacaktır. Gize Piramitleri

3 piramitin haricinde, Mimar’ın dua odasının bulunduğu yapıyı da gezme şansımız oldu. Kesinlikle çok keyifliydi. Sanırım ölmeden önce yapılması gerekenler listesinde, piramitleri yakından görmek yer alıyordur. Piramitlerden aşağıya doğru inerken de Bülent Ersoy’u, yani Sfenks’i görmek mümkün. Sfenksin burun kısmı yıllar önce Fransızlar tarafından sökülerek götürülmüş. Memluk’lular da savaş sırasında atış talimi yapmak için kullanmış. Bu dönemde sakal ve burun kısmı zarar görmüş. Kalan kısım gerçekten Bülent Ersoy’a çok benziyor. Sfenks tek parça kum taşının oyulması ile yapılmış. Boyutu inanılmaz büyük. 73 metre uzunluğunda, 6 metre genişliğinde ve 20 metre yüksekliğinde. Vücudu yere yatmış bir aslan şeklinde. Yüzü ise insan şeklinde. Kefre Piramiti’ni koruduğuna inanılıyormuş. Sfenksi de gördükten sonra, piramit gezimiz sona ermiş oldu.

Gezi sırasında ise faytonumuz sürücüsü sürekli fotoğraflarımızı çekti. Sürekli olarak elimizle piramitleri itiyormuş gibi yapmamızı, sfenksin başını okşuyormuş gibi yapmamızı istedi. Kıramadık, bu şekilde poz verme modasına biz de uyduk..

Sonrasında ise, at arabaları ve develerin olduğu yere döndüğümüzde, hemen yanında bulunan papirüs müzesini  gezdik. Gördüğümüz yerin aslında müze değil, papirüs satılan bir mağaza olduğunu ise aradan 1 dakika geçtikten sonra anladık. Mısır’lılara pek güvenmemek gerekiyor.. Buradan papirüs yapımı hakkında detaylı bir bilgilendirme ve Türkiye’deki yakınlarımıza hediye etmek amacıyla papirüsleri satın aldıktan sonra, bir de Mısır’a ait kokuların satıldığı bir mağazaya girdik. Ben buradan bir şey almadım, ancak birlikte olduğum iş arkadaşım Lotus ve başka özleri içeren birkaç koku satın aldı.

Akşam ve ertesi gün devam eden iş ile ilgili toplantılarım ise gayet verimli geçti. Bir daha Kahire’ye gider miyim bilmiyorum ancak iş anlamında mutlu döndüm. Ayrıca Türkiye’ye döndüğümde merakımı gidermek amacıyla Mısır’ın yakın tarihi, piramitler ve firavunlar ile ilgili kitaplar bulup, bunları okumaya karar verdim.

Eğer olur da yolunuz Mısır’a düşerse, internette yazan yazılara kulak verin. Size birisi bir şey satmak isterse, söylenen fiyatın %10′unu teklif edin. 100 derlerse, siz 10 diye diretin. En çok 15 ‘e alırsınız :)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Hit Counter provided by Best Seo Packages