Category Archives: Alışveriş

Alışveriş Kitap

Can Yayınları – Yaz Kampanyası

Biz, 80 kuşağı sanırım gerçekten çoğu konuda şanslı bir kuşağız. Okuma alışkanlığının en rahat kazanılacağı çocukluk dönemimizin, bu şirin amblemli yayınevinin kuruluşuna denk gelmesi de bence büyük bir şanstı.

Can Yayınları 1981 yılında Erdal Öz isimli yazar tarafından kurulmuş. Aradan geçen bu 30 yılda hem Dünya hem de Türk Edebiyatı’nın bir çok değerli eserini yayınladılar. Dünya Edebiyatı konusundaki başarılarında, öyle sanıyorum ki kendileriyle birlikte çalışan çevirmenlerinin de emeği bir hayli çoktur. Samim Sakacı benim favorimdir..

Camus, Çehov, Dostoyevski, Kafka, Dickens, Balzac, Mann, Orwell ve bir çok dev yazarın eserlerinin en güzel çevirilerini Can Yayınları’nda bulmak mümkün. Popüler kitaplar arasında da, son dönemde özellikle Jasper Kent’in Danilov Beşlemesi ve Adam Blake’in Onlar isimli kitabı Can Yayınları için başarılı yayınlar olsa gerek..

Yerli yazarlar konusunda ise, ben Can Yayınları’nı biraz başarısız buluyorum. Son dönem Türk yazarlarından hangilerinin kitapları Can Yayınları’nda yayınlanıyor diye sorsalar, aklıma bir tek Can Dündar gelir.

Bir de çocuk kitapları için, Can Çocuk vardır. Orada da Goscinny ve Sempe’nin birlikte yazdıkları Pıtırcık serisi geliyor aklıma hemen. Ve kapakları çocukların ilgisini çeken, bir çok kitap daha vardır çocuklar için yazılmış..

Bu yazıyı yazma sebebim, sizleri Can Yayınları’nın bir kampanyasından haberdar etmek. Geçen yıl, D&R’da Can Yayınları’nın kitaplarının 5 TL’ye satıldığını görmüştüm. Yaz kampanyası yapmışlardı. Tüm kitapları olmasa da, bir çok kitabı tek fiyata satıyorlardı. Mutlaka çok az da olsa maddi getiri sağlıyordur bu satışlar onlara, ama esas amaçlarının insanlara kitap okutmak olduğuna eminim. Bu sene de D&R’larda yaz sonuna kadar aynı kampanya geçerli. Yaklaşık 3 haftadır devam ediyor. Size en yakın hangi D&R’da satışların olup olmadığını görmek isterseniz, tıklayın:

İyi alışverişler, iyi okumalar..

Alışveriş Yeme-İçme

Olinda Foods – Zeytinyağının Alex’i

 

1998′de Seda ile teknik resim ve statik derslerindeki istikrarlı birlikteliğimizin, özellikle teknik resimdeki 2. aktrisi (2. aktris yazdım, ben aktörüm çünkü!) Firuzan idi. Bu yola baş koymuştuk. Dersi veren hocadan daha kıdemli olmalıydık!.. Bu nedenle teknik resim dersini 6, statik dersini isi 5 kez aldık. Ben aslında teknik resim dersini 2. alışımda geçecektim ama, bir gece yarısı Seda’dan gelen telefondaki “Ya bu ödevi de yapmayıverelim be Onur. Notlarımız iyi, kesin geçeriz” sözlerine kandım. Finaller öncesi panoya asılan listede isimlerimizin yanında yazan “G” harfine yapmış olduğumuz, “Sanırım notlar iyi diye direk geçtik. Baksana hoca ‘Geçer’ yazmış” yorumu ise sanırım bir çocuğun masumiyetini en güzel şekilde ifade ediyordur. Hoca eksik ödevden ötürü finale ‘Giremez’ manasında yazmış o ‘G’ harfini. Hep bu umutlar..

6. alışımızda ise hiçbir sorunla karşılaşmadık. Derste o kadar uzmanlaşmıştık ki, artık zihnimizde koca bir gökdelenin tüm ayrıntılarını hayal edebiliyorduk. Bir nakkaşın tüm ayrıntılarıyla bir manzarayı çizmesi gibi, biz de öyle profesyonelce nakşediyorduk kağıda çizimlerimizi. Birkaç defa daha alsaydık; “Kelebek, Zeytin ve Leylek” yerine, “Firuzan, Seda ve Onur” olurdu Benim Adım Kırmızı’daki karakterlerin ismi. Hatta bir adım ileriye taşıyorum iddiamı,  o gün “Biz diploma filan almayalım, tezkere bırakalım ve bizi Teknik Resim Öğretmeni yapın” deseydik kesin kabul edilirdi. Dersi ilk alışımızda asistan olan kişi (YTÜ İnşaat mezunları için gelsin: Hani Serpil Çakmaklı’ya benzeyen) de artık hocamız olmuştu son seferde. Serpil Çakmaklı deyince aklıma hep Yaşar Alptekin geliyor nedense. O zamanlar da o geliyordu. Her ne kadar Salıncakta Üç Kişi filminde (o meşhur sahneyi izlemek için tıklayın) Serpil Çakmaklı oynamamış olsa da; “Ulen acaba Yaşar Alptekin’e benzetsem kendimi, o filmdeki gibi üzerime dar, sarı bir tayt giysem, ellerimle o nazik hareketleri yapsam, iki bel kırsam, bu kadın beni geçirir mi ki dersten?” diye düşünüp durdum. 156 erkek, 4 kızın olduğu bir ortamda hoca mı dersten geçirirdi, yoksa arkadaşlar mazallah başka bir şey mi geçirirdi bilemiyorum artık. Allahtan o son dönem Faber Castell’in çizim setini keşfettim de, adım fakültenin tarihine altın harflerle yazılmadı.

Evet, belki de sorun T cetvelindeydi. Kendimizden 3 yaş küçüklerle birlikte, elimizde T cetveli, A300′lerdeki o sınıfa girmek sinir bozucuydu. Ben son sefer paraya kıyıp, Eminönü’nden Faber Castell‘in çizim setini satın almıştım. O set sayesinde geçmiştim. Bu çizim seti sayesinde, bana yapacak pek bir şey kalmıyordu. Kağıdı yerleştiriyordum içine, o kendi kendine çiziyordu.. Belki de; o kadar zaman harcayıp, paraya kıyacağıma, dersi bizim aktrislerin almadığı gruptan almalıydım. Dersi direk geçerdim…. mi acaba?

Ama o zaman da böyle 2 dost kazanamazdım. Kızlar bu yazıyı okuyorsanız bilin ki, pişman değilim. 6 değil, 16 kez de olsa sizle alırdım (Sanırım 16 tane bonusu da toplamışımdır bu arada). Schoeller ailesini biraz daha zengin ederdik, hepsi bu.. Fazlı Hoca’yı emekli etmiştik, Serpil Çakmaklı’yı da ederdik evelallah.

İnsanın dostlarının olması güzel. Zor günlerinde bir karşılık beklemeden yanında olurlar hep. Aradan yıllar da geçse bilirsin, Gotham City’nin semasına silüeti çakıldığında nasıl ki Batman yardıma koşar, sen daha S.O.S. vermeden dostların hisseder canının yandığını ve sana omuz olurlar. Bu iki şeker, benim 14 yıllık vazgeçemediğim dostlarım. Ve bu dostlarımdan Firuzan, inşaat sektörüne bulaşmayıp, gıda sektöründe kendi işini kurdu. Abisi bildiğim kadarıyla uzun yıllardır ABD’de gıda işi ile uğraşıyordu. Firuzan da bu işi devam ettirme kararı alarak Türkiye’de Olinda Foods şirketini kurdu. Katkısız ve doğal gıda ürünleri konusunda satış yapıyorlar. Zeytinyağları, sirkeler, pekmezler, lokumlar.. Daha neler neler.. Web sitelerinden bakabilirsiniz. (“Aaa, düpedüz tanıtım yazısı yazmış..!” demeyin. Ya ne olacaktı? Elbette ki destek olacağız. Hem size de güzellik yapıyorum. Olinda ürünlerini bir deneyin de görün zeytinyağının Alex’i nasıl olurmuş)

Açıkçası, Firuzan’ın bu kadar kısa sürede böylesine profesyonelce şirketi büyütüp, satış ağını genişletmesine çok büyük saygı duyuyorum. Zaten (teknik resim hikayemizden de anlaşılacağı gibi) sabırlı kızdır. Hedefine ulaşmasını bilir. Ama bu sefer ilk alışta geçti dersi. Üstelik mesai saatlerinin 1/3′ünü siestaya ayırmasına rağmen :)

Geçenlerde Carrefour’da alışveriş yaparken bir anda Olinda Zeytinyağları’nı gördüm. Aklıma Ukrayna ve Rusya günlerim geldi hemen..

Il Patio ile ilk kez Kiev’de yaşadığım dönemde tanışmıştım. Kiev’deki Il Patio, TGI Friday’s ile bitişikti. Sonradan farkettim ki, Ukrayna gibi Rusya’da da hep yanyanalar. “Ulan şansa bak arkadaş” diyecekken anladım; distribütörleri aynıymış meğer. O yüzden yanyanalarmış. Ben en çok ince hamur pizzasını ve salatalarını severdim. Ve elbette pizzanın üzerine döktüğüm acı biberli zeytinyağını da.. Eğer acısı ölçüsündeyse, insanın yemek borusunda tatlı bir acılık bırakıyor ve hiç rahatsız etmiyor. Özlediğim bu tadı, Olinda’nın zeytinyağı sayesinde yeniden tadabiliyorum. Ve biliyorum ki, tamamen doğal ve sağlıklı.. Ah bir de 0 (yazıyla sıfır) kalori olsaydı..!

Son iki yıldır da, işim gereği Rusya’ya sıklıkla gidiyorum. Bazen Moskova’da iç hat aktarma yapıp, diğer şehirlere gittiğim de oluyor. Sheremetyevo’daki bu araları genellikle Il Patio’da geçiriyorum. İtalyan mutfağına bayıldığım için ya da pizzasız yapamadığım için değil. Acılı zeytinyağının pizzayla buluşmasına duyduğum hayranlıktan ötürü.. E bir de kanepeleri rahat, wi-fi var, daha ne olsun?

Madem bu kadar okudunuz bu yazıyı sonuna kadar, o halde doğru web sitesine gidip siparişinizi verin. Bak tekrar veriyorum linki: www.olindafoods.com

Yok ben internetten alışveriş yapmam, korkarım derseniz de Carrefour ya da Mopaş’a uğradığınızda alın.

Ya da yolunuz Mangerie, Namlı, Delicatessen gibi yerlere düşerse, garsondan Olinda Zeytinyağı isteyebilirsiniz. Oralarda ücretsiz tabi ki :)

 

Alışveriş Kitap

Steve Jobs – Walter Isaacson

Son iki aydır biyografi kitapları okur buluyorum kendimi. Önemli olduğunu düşündüğüm kişilere dair yazılmış kitapları okumak, o kişiler hakkında detaylı bilgiler edinebilmeyi sağlıyor şüphesiz. Ancak bu noktada, biyografi yazarının objektifliği çok büyük önem kazanıyor. Hepimizin malumu, Steve Jobs’ın beklenen vefatının ardından, birbiri ardına onunla ilgili kitaplar çıktı. Walter Isaacson’un yazmış olduğu kitabı patronum şirketteki ben dahil tüm yöneticilere armağan edince, Steve Jobs’ı daha yakından tanımam için güzel bir fırsat doğdu. Son 20-30 yılda, teknolojiye, hatta günlük hayata damgasını vurmuş nadir kişilerden birisi olduğu için, hakkında yazılmış olan kitabın okunmasını hakeden birisi Steve Jobs.

2009 yılbaşında, o dönemler yaşıyor olduğum Ukrayna’dan Türkiye’ye yılbaşı tatili yapmak amacıyla geldiğimde, hayatımda sahip olduğum ilk Apple ürününe, o dönem yeni çıkmış olan Iphone 3G ‘yi alarak sahip olmuştum. Farklı, sıradışı ve kullanımı son derece eğlenceli bir telefondu. Esasen ona sadece telefon demek belki de haksızlık olacaktır.. Iphone, o döneme dek çıkan en yaratıcı telefondu. Dokunmatik ekran dünya genelinde ilk kez bu telefon sayesinde bu denli geniş bir kullanıma sunuldu. Apple ile ilişkim çok da uzun sürmemişti. 1.5 yıl kullandıktan sonra, tam Blackberry’e geçmeyi planladığım bir sırada Iphone’umu 341. defa yere düşürdüğümde, bu sefer camını kırmayı başarmış ve hemen bir saat sonrasında da Blackberry satın alarak, Apple sevdama son vermiştim. Blackberry sevdam da çok uzun sürmedi ve telefon yolculuğum Android işletim sistemine sahip olmaları nedeniyle HTC ve Samsung ile devam etti. Sanırım aynı şeyi uzun süre kullanamıyorum, aynı yerde duramadığım gibi :) Apple’a geri dönüşümü ise, patronumun hediye ettiği kitabı okumamla birlikte, içimdeki MacBook Air alma isteğimin doruk yapmasına borçluyum sanırım. 2 hafta önce Ankara’da Baba’mla vakit geçirmek için girdiğim Vatan Bilgisayar’ın indirim haftasonuna denk gelince, MacBook Air satın alma isteğimi erteleme şansımı yitirdim. İyi ki de yitirmişim :)

Kitabın yazarı Walter Isaacson son derece objektif yazmasına rağmen, insan Steve Jobs’ın yaptıklarına, kişiliğini çok tasvip etmese de, hayran kalıyor.. Teknoloji ve sanatı bir araya getirmek sanırım bu olsa gerek.. Yarattıkları hem çok kullanışlı, hem çok hızlı, hem çok hafif, hem çok güzel, hem de her şeyden daha önemlisi “sade”.. Daha ne olabilir ki? sorusunu soruyor insan kendisine. Peki bu mükemmellik sadece notebooklarda mı? Ya Ipod? Ya Iphone? Ya Ipad? Ya MacOS işletim sistemi? Bu liste uzar da gider sanırım.. Apple teknolojiyi yaratan, ve en iyileri sunan bir firma olarak biliniyorsa bu sıralar, bunu en çok Steve Jobs’ın yaratıcılığı ve mükemmelliyetçiliğine borçlu.

Kitaptan çok bahsetmek gelmiyor içimden. Steve Jobs’ın ne denli aksi bir insan olduğu, gençliğini pislik içinde geçirmeyi tercih ettiğini, sadeliği hayatına nasıl katmayı başardığını, vs. yazmayacağım. Okuyun da kendiniz görün :)

Asıl dikkat çekici olan, kitapta Steve Jobs’ın doğumundan ölümüne dek geçirdiği süreçler anlatılırken, aynı zamanda yaşadığımız dünyadaki teknolojinin geçirdiği süreçleri de okumamız. Farklı bir şey beklemek mümkün olabilir miydi ki? Bir çoğunu Steve Jobs ya yarattı ya da şekillendirdi.. Huzur içinde yatsın..

Alışveriş Kitap

Yeni Kitap Siparişlerim – D&R

D&R bir süredir internet üzerinden yaptığı kitap satışlarında %25′e yakın indirimler yapıyor. Bu nedenle yıllardır toplu kitap siparişlerimi verdiğim kitapyurdu.com yerine artık siparişlerimi D&R web sitesinden vermeye başladım. Diğer satın almalarımı da Remzi Kitabevi’nden yapmaya devam ediyorum.

Eğer İş Bankası Maximum kredi kartınız varsa, bu ay yapılan bir kampanya ile yapacağınız alışverişi peşin fiyatına 10 taksitle alma şansınız olacak. Ayrıca bunun üstüne bir de 100 TL’yi geçen alışverişlerde 10 TL maxipuan da kazanabileceksiniz. Sanırım kitap siparişi vermenin tam sırası. Tıklayın ve siparişlerinizi vermeye başlayın: www.dr.com.tr

Gelelim benim verdiğim siparişlere.. Aşağıdaki listede siparişlerimi bulabilirsiniz. Kitap hakkında bilgi almak için de üzerine tıklayabilirsiniz:


Hit Counter provided by Best Seo Packages