Category Archives: Hayat

Hayat

Istanbul Maratonu’nda Koştum

Istanbul Maratonu Onur OzalpGeçen hafta Pazar günü İstanbul Maratonu düzenlendi. Yaklaşık 6 ay önce internetten form doldurup, 8 km koşusu için kayıt yaptırmıştım. Daha sonradan maratonun formatında ufak bir değişiklik yapıldı ve benim kayıt yaptırmış olduğum etap uzunluğu 10 km olarak revize edildi. Klasik Türk iç motivasyonu sağ kulağıma “koşarsın be oğlum n’olacak sanki?” dese de, sol kulağımda “emin misin koçero?” şeklinde bir fısıltı duydum. Ürperdim..

Tamam, sigara kullanmadığım için nefesim kuvvetli idi ama ya bacaklar? Ya kaslar?

Öncelikle, 3 yıldır üyesi olduğum Hillside ‘a daha sık gitmeye karar verdim. Dünyanın parasını verip, ayda yılda bir spora gitmekten ötürü kendimi aptal gibi hissetmemi de önleyebilirdi bu aldığım yeni karar. Uygulamaya koyuldum. Ama bir şeyler hala eksikti. Teknolojik ürün manyağı olan ben, isimlendiremediğim bir şeyin eksikliğini hissediyordum.

Sonrasında onu da buldum! Nike Sportswatch..!

O dönem ABD’ne giden bir iş arkadaşıma sipariş verdim. Sonrasında Nike+ platformuna üye oldum ve koşularımı kaydetmeye koyuldum. Önceleri 2-3 km koşabiliyorken, sonradan bu mesafeleri 4-5 km’lere çıkardım. Sonra bir gün bir baktım 1 saatte 9 km koşmuşum. Kendime inanamadım..

Peki yarıştaki 10 km’lik etabı bitirebilir miydim? Gerçek ortamda koşmak zor olmaz mıydı? Üstelik ciddi de bir eğim olacaktı ilk 3 km’lik kısımda..

Koşu bandı üzerinde koşmak, gerçek koşuya nazaran daha kolay olur derler. Doğrudur. Dışarıda da koşup, pratik yapmak gerekir. Ben de bu nedenle yarışa az bir süre kala dışarıda, Belgrad Ormanı’nda, birkaç defa koşmayı planladım. Ne yazık ki bunu gerçekleştiremedim. Yine de yarış psikolojisi ile 10km’yi bitirebileceğime inandım.

Geriye bir tek eğimli 3 km’lik kısım kalıyordu zorluk olarak. Koşu bandında yarıştan iki gün önce bu konuda bir deneme yaptım. Gayet de başarılı idim.

Evet, artık koşabilirdim.. Her şeyden önce 10 km’yi bitirmeliydim. Üstelik bunu 65 dakikanın altında yapabilirsem, bu benim için çok büyük bir başarı olacaktı. Ben kendime 60-62 dakikalık bir hedef koydum. Bu çoğu insan için kolay bir hedef olabilir. Ama benim gibi sadece 2 aydır düzenli olarak koşuyorsanız ve üstelik her adımınızda 96 kg yük biniyorsa ayaklarınıza, bu ciddi bir hedef haline gelebiliyor.

Bir süredir Instagram kullanıyorum. #NikePlus #NikeSportsWatch #IstanbulMarathon #InstaRunners gibi hashtag’leri kullanarak paylaştığım resimler sayesinde, çeşitli ülkelerden farklı farklı koşucu arkadaşlar edindim. Bunlardan birisi de, Dubai’de yaşayan Ürdün’lü Omar idi. Omar 42 km’lik maraton etabında koşacaktı. Kendisi ile yarıştan bir gün önce maraton fuarında buluştuk. Sonrasında beraber yemek de yedik, arkadaş olduk.

Yarış sabahı, 5:30′da uyandım. Kendime o saatte ton balıklı, kepek ekmekli bir sandviç hazırladım. Sonrasında ise, sabah 7:15′te Hillside Etiler’de, yarışta koşacak diğer Hillsider’lar ile buluştuk. O da ne??? Benim gibi yeşil kimse yok. Herkes ya kırmızı, ya mavi..!

Neydi bu renklerin anlamı? Yeşil göğüs numaraları 10 km, mavi göğüs numaraları 15 km, kırmızı göğüs numaraları ise 42 km yarışının renkleri idi. Ezildik resmen..! Olsun, hiç moralimi bozmadım. Henüz 2 aylık bir koşucu olarak bunun bir girizgah olacağını düşünüp, kendime şimdiden seneye mavi rengi seçtim. :)

Yarıştan 1 saat kadar önce, Hillside’ın organize ettiği bir araç ile start noktasına geldik. Biraz ısınmak için yürümeye başladım. Sonrasında tuvalete girmek için sıraya girdim. Ama ne gezer..! Sıra bitmek bilmedi. 9:00′da yarış başlayacaktı ve 8:30′da da sırt çantalarımızı teslim edeceğimiz otobüsler kapılarını kapatacaklardı. “Neyse.. Geçer az sonra” diyerek sıradan çıkıp, otobüse doğru yürümeye koyuldum. O esnada Omar ile karşılaştık. O da aynı dertten muzdaripmiş. Hadi ben 1 saat koşacağım için bir şekilde kendimi tutardım. Ama herif 4 saatten fazla koşacak, nasıl tutsun? “Gel Omar’ım, bunu Polatlı stili ile çözeriz. Sıkıntı yok..” dedim. Birbirimize sırtımızı dönerek; on binlerce insanın ortasında, bir çalılık bulduk kendimize ve Omar ile samimiyeti arttırdık. :) Artık o da fahri Polatlı’lı sayılır.

Yarışa çok az bir süre kala bu sefer Dinç ile karşılaştık. Beraber koşmaya karar verdik. Starttaki yerimizi aldığımızda henüz yarışın başlamasına 20 dakika vardı. O esnada gözüme bu taraftaki tuvalet kabinlerinde çok sıra olmadığı ilişti. O kadar insanın ortasında Omar ile beraber işimi tam halledemediğim için bir kez daha uğradım kabinlere. Gayet güzel işimi, pardon çişimi :) hallettikten sonra Dinç’i bulmak için tekrar start çizgisine döndüm. Binlerce insanın arasında ne yazık ki onu bulamadım ve belki de o gün verdiğim en doğru kararı verdim. Yarışa en arkadan başlamak!..

Önlerden başlayınca, inanılmaz bir kalabalık olduğu için bir türlü rahat koşamıyorsunuz. Bu yüzden arkada başlamak gayet isabetli oldu benim açımdan.

Ve yarış başladı. Köprüyü geçtim, sonra yokuşu tırmanıp, Yıldız’a kadar sürekli yokuş yukarı koştum. Sonlara doğru gerçekten zorlandığımı hissettim. Neyse ki, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin önüne ulaşabildim. Sonrasında Barbaros Bulvarı’ndan yokuş aşağı koştum. Burada gaza gelip son sürat koşmadım, hızımı korudum, kaslarımı dinlendirdim. Kazan Birahane’sinin önüne geldiğimde Dinç’e rastladım. Bir süre onunla koştuktan sonra, hızımı arttırıp devam ettim. Dinç Kardeşim bir şanssızlık yaşadığı için yavaşlamak durumunda kalmıştı. İnönü Stadı’na ulaştım, derken Kabataş İskelesi, Karaköy, Unkapanı Köprüsü ve nihayet Finish çizgisi.. İnanamadım kendime. NikeSportsWatch ortalama hızımı 10 km/h olarak gösteriyordu. Bu koşu bandındakinden de iyi idi…!

Derken Dinç de bitirdi yarışı. Birbirimizi tebrik ettik, üzerimizi değiştirdik. Sıraya girip sertifikalarımızı aldık. 10 km’yi, 60 dakika 45 saniyede bitirmiştim..! Bu beni inanılmaz mutlu etti. Sonra Dinç ile Karaköy’e kadar yürüdük. Bizlere verilen çikolatayı ve meyve suyunu Dinç’in önerisi ile oradaki fakir çocuklar ile paylaştık. Karaköy’den Tünel’e çıkıp, The House Cafe’de kendimizi proteine boğduk. Sonrasında da evlerin yolunu tuttuk..

Hedef koyunca kendine insan, bu hedefi tutturmuş olmanın verdiği mutluluk sanırım çok zor anlatılabilir.. Çok mutluydum ben o Pazar günü..

Bu yarışta LÖSEV yararına koştum. Onlar adına bağış topladım. Hoş, çok fazla para toplanmadı belki ama yine de destek, destektir.

Bir de Baba’mı düşündüm o 1 saat boyunca. Kendimi hep onu hayal ederek motive ettim. Eğitimim, iş hayatım, sosyal hayatım hep güzel geçti Babam hayatta olduğu müddetçe. Benimle duyduğu gurur; motivasyon kaynağımdı. 7 ay önce O’nu kaybettim. Ne diyoruz hep? “Hiçbir şey ölmez, her şey yaşar..!” O halde O beni izlemeye ve benimle gurur duymaya hep devam edecektir. Dolayısıyla, benim için bitirmek önemli idi.

Ve yarışı bitirirken geçtiğim finish çizgisi değil, tutturduğum hedefimdi.. Baba’mın yüzünde beliren, gülümsemeydi…

Hayat

Uzaktayım, Çok Uzakta…

Uzakta OlmakÇoğu zaman uzakta olduğumu düşünürüm. Sevdiklerimden, yaşantımdan, sahibi olmak istediğim hayatımdan uzakta hissederim kendimi. Çok seyahat ediyor olmak sebep olmuş olabilir bu hissiyatın bende daha kuvvet kazanmasına. Şu anda yine bir seyahatte, Gana’dayım. Tam 10 gün oldu geleli, 4 gün daha buradayım. Evimden uzağım, ama bu dert değil. Cumartesi sabahı kavuşacağım. İstanbul’a döndüğümde spor yapmak için daha düzenli uğrama kararı aldım Hillside’a. Bu da dert değil yani. Ama bir şey var içimde. Kendimi gerçekten uzakta hissettiğim bir şey. Kavuşamayacağımı bildiğim bir şey…

Babamı özledim. Tam 5 ay oldu bugün. Zaman çare olur dedi bir çok kişi. Yanılmışlar…

Bir miktar azalsa da acısı, yürekte hep kalıyor sancısı…

Nilgün’den dinlemiştim; bir yakınını kaybettiğinde 40 kor ateş düşermiş insanın yüreğine. Her geçen gün o 40 kordan birisi eksilirmiş. 39, 38, 37…

Aradan 40 gün geçermiş. O son kalan kor sönmezmiş. Bir ömür yüreğinde kalırmış insanın.

 

Nilgün haklı çıktı!

 

Kalan kor hiç sönmüyor,
Yüreğim hep yangınlarda…
Uzaktayım,
Çok uzakta…

Hayat

Ecel Oku Değdi Gülüme Benim

Ibrahim OzalpNe zaman dinlesem gözlerimi yaşartan bir şarkının sözüydü:

“Ecel oku değdi gülüme benim..”

Evet.. Benim de gülüme değdi o ok ne yazık ki. Bundan sonra hayat O’nsuz nasıl devam edecek düşünemiyorum. Aslında şu sıralar hiçbir şey düşünemiyorum. Tek şeyi biliyorum..

Baba seni çok seviyorum..

Ve seni çok özlüyorum..

Sen iyi ki benim Babamdın..

Hayat

Rakamlarla 2012: Blog

I Love My BlogRakamlarla 2012 serimizin son bölümünü, şu an okumuş olduğunuz Blog’a ayırdım..

1 Kasım 2008 tarihinde, ilk Blog yazımı yazmıştım. O dönem Google’ın ücretsiz blog servisi olan Blogger’da, onurozalp.blogspot.com adresinde yazıyordum yazılarımı. Bir süre bu şekilde devam ettim. 24 Ağustos 2011 yılında ise onurozalp.com.tr adresini satın alıp, blogumu bu adrese taşıdım.

Şimdi bakıyorum da istatistiklere; ilk kurduğumdan bu yana, bu yazı dahil olmak üzere, 122 yazı yazmışım. 2011 yılı 49 yazı ile en verimli yıl olmuş benim açımdan. 2012 yılında ise 30 yazı yazmışım. 2013 hedefim ise, blog’u daha aktif kullanmak.

2012 yılı içerisinde toplam 277.035 kez blog sayfaları görüntülenmiş. Bu günlük ortalama 759 hit anlamına geliyor ki, gerçekten çok ciddi bir rakam. En popüler yazılar Pisagor ve V for Vendetta ile alakalı olan yazılar. Google’da bu isimleri arattığınız zaman, ilk sayfada blogum çıktığı için, bu yazılar sayesinde oldukça yüksek sayıda ziyaretçi blog’a geliyor. Gelmişken de, güncel yazıları da okuyorlar sağolsunlar :)

Para kazanmak gibi bir gayem olmadığı için, bloguma reklam almıyorum. Almamaya da kararlıyım. Hoş, zaten çok yüksek bir para kazanılacağını sanmıyorum ama sitenin kendi hosting ve domain ücretlerini, Google’dan alacağım reklamlar ile karşılama şansım olmasına rağmen, bu şansı yine de kullanmak istemiyorum.

Grupta yayınladığım yazıları 220 kişi ile paylaşıyorum. Bundan sonra bir süre için, bazı yazıları e-mail aracılığı ile duyurmama kararı aldım. Her yazı, çoğunluğun ilgisini çekmeyebilir. Blogu düzenli takip etmek isteyenler zaten rss yardımıyla da takip edebilirler.

Rakamlarla geçtiğimiz yıl bölümünü böylelikle sonlandırmış olduk.. Nice yeni yazılara..

Hayat Seyahat

Rakamlarla 2012: Seyahat

SeyahatSeyahat etmeyi sanırım herkes çok sever. Ben de bu gruba dahilim. Bazen iş nedeniyle seyahatler yorgunluk verici olsa da, yeni yerler görmek her zaman keyif vermiştir bana. O nedenle Rakamlarla 2012 serisine, bugün seyahat başlığı ile devam edeyim istedim.

Uzun yıllardır Moleskine Ajanda Kullanıyorum ve seyahatlerimi de burada yer alan Travels Planning kısmına düzenli olarak yazıyorum. Her yıl sonunda ise, o yıl kaç ayrı ülkeye ve şehre gittiğimi, toplamda kaç kilometre yol katettiğimi not alıyorum.

2012 yılında 4 ülkeye, toplam 7 kez seyahat etmişim. Bu ülkeler Nijerya (Lagos, Abuja), Belçika (Brüksel), Rusya (Kazan) ve Azerbaycan (Bakü). Yurt içinde ise 1 kez Bozcaada’ya, 25 kez de Ankara’ya gitmişim. Toplam 71.658 km yol yapmışım. Bu hesaba göre her gün 196 km yol yapmışım. Bu rakamlara şehir içi elbette ki dahil değil. O konuda şanslıyım. Evim ve iş yerim arası sadece 1.2 km.

2011 yılında ise toplam 3 ülkeye 10 kez seyahat etmişim. Bu ülkeler Rusya (Moskova, St. Petersburg, Kazan, Sochi, Krasnodar), Nijerya (Lagos) ve Makedonya (Üsküp). Yurt içinde ise 19 kez Ankara’ya gitmişim. Toplam 48.184 km yol yapmışım. Bu hesaba göre her gün 132 km yol yapmışım. Bu rakamlara da şehir içi dahil değil.

Bakalım 2013 yılı nasıl geçecek? İlk seyahat bu hafta sonu başlıyor.

Hepinize iyi ve en önemlisi de kazasız yolculuklar..

Hayat Kitap

Rakamlarla 2012: Kitap Okuma

2012 Okuma HedefiGenellikle Aralık ayının son haftasında televizyon kanalları, “Rakamlarla …. Yılı” isminde program yaparlar ve önemli gördükleri olaylara dair rakamsal bilgileri verirler. Ben de 2013 yılının ilk yazısında, 2012 yılına dair kendimle ilgili bir iki rakama yer vereyim istedim..

İlk konu, 2012 yılında okunan kitaplar..

Goodreads sitesinde üyeler her yıl o yılki kitap okuma hedeflerini belirliyor. Blog’un sağ tarafında, benim hedeflerimi ne ölçüde gerçekleştirdiğime dair bilgiler yer alıyor. İlgili yere tıklayıp, okuduğum kitapların listesine ulaşabilirsiniz.

2012 yılı boyunca 30 adet kitap okumayı hedeflerken, 28 adet kitap okumuşum. 2012 yılında 304.973 kişi kendisi için hedef belirlemişti. Bunca kişiden sadece 12.431 kişi hedefine ulaşabildi. Yani her 100 kişiden sadece 4′ü hedefine ulaşabildi. Belki ben hedefime ulaşamadım ama en azından bu hedefimi %93 tamamlamış oldum. İçim o konuda rahat.

Biraz rakamlara bakarsak, 2012 yılında her ay ortalama 2.3 kitap okumuşum. Okuduğum kitaplar toplamda, 9.485 sayfaymış. Yani okuduğum kitaplar ortalama olarak 340 sayfaymış. Günlük kitap okuma ortalamam ise 26 sayfa. Ortalama olarak 1 sayfayı 1.5 dakikada okuduğumu kabul edersem, günün 40 dakikasını kitap okumaya ayırmışım.

2011 yılında ise, toplam 20 kitap okumuşum. Ortalama her ay 1.7 kitap. Okuduğum kitaplar ise toplamda 8.665 sayfaymış. Bu demek oluyor ki okuduğum kitaplar ortalama olarak 433 sayfaymış. Demek ki 2011 yılında 2012 yılına oranla daha kalın kitaplar okuyormuşum. Günlük ortalama 24 sayfa okumuşum 2011′de. Yani ortalama olarak 2011 yılında günün 35 dakikasını kitap okumaya ayırmışım. Bu anlamda 2012 yılında her gün 5 dakika daha fazla ayırmışım kitap okumaya. Daha da artırmak lazım bu süreyi, şüphesiz..

Bu yıl ise, hedeflerimi artırıyorum. 2013 yılında toplam 40 kitap okumayı hedefliyorum. Günlük kitap okuma ortalamamı ise 60 dakikaya çıkarmak hedefindeyim. Bakalım 2013 yılında hedeflerimi tutturabilecek miyim?

Sizlerin de bu tip hedefleriniz var mı? Haydi gelin, siz de bir hedef koyun kendinize.. Bol bol okuyun :)


Hit Counter provided by Best Seo Packages