Tag Archives: şiir

Şiir

Öyle Güzel Yalnızım Ki Seninle – Kaya Özkuş

oyle guzel yalnizim ki seninle kaya ozkusİlkokulda Jules Verne okur, balonla dünyayı gezme hayalleri kurardım. Goscinny’e merak saldım sonra. Pıtırcık serisini baştan sona okudum. Sonra biraz büyüdüm. Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu okuttular. Soğumadım okumaktan. Arada kaçamaklar yapıp Aziz Nesin’i keşfettim.

Sonra büyüdükçe küçüldüm, çizgi romanlara merak saldım. Ve tabi dizilere. Pazar öğlenleri TRT’de yayınlanan Görevimiz Tehlike dizisinin her bölümünde Nicholas Black (Thaao Penghlis) makyajla suratını değiştirirdi. Çoğu kez suç örgütünün elebaşı kılığına girerdi. Akşamına ise Vahşi Batı’nın en hızlı kılık değiştiren kovboyu, garibanların dostu, alemlerin kralı Tom Braks makyajını yapar, suçluları yakalardı avuçlarımın arasındaki çizgi romanda.

Biraz daha büyüyünce değişti okuduklarım. Ayşecik sayesinde Halil Cibran’ı, Murathan Mungan’ı keşfettim. Klasikleri de okudum elbette. Dostoyevski, Tolstoy, London, Dickens, vd. Sonra herkes gibi ben de aşık oldum lisede. Ve herkes gibi şiir okumaya başladım. Nedenini sorgulamadım. Duyguları bir şekilde tatmin etme içgüdüsüdür belki de bizleri lisede şiire sevk eden.

Aşk duygusunun yanına başka duygular da eklendi sonrasında, sol yanımdan kopup gelen. Nazım Hikmet okudum. Ahmed Arif okudum. Sabahattin Ali okudum. Şiir sadece aşk için yazılmazmış, bunu öğrendim. O aralar fark ettim; kalp de, yürek de soldan atarmış…

Sonra ben de yenik düştüm popüler kültüre. Bestseller camiasında takıldım uzunca bir süre. Hala da ara sıra okurum zihin dağıtmak için. Ama topladım da kendimi. Orhan Pamuk okudum. İhsan Oktay Anar okudum. Oğuz Atay okudum. Farklı tarzlar da olsa, derin adamlar buldum. Bu aralar ise yepyeni denizler keşfediyorum. Carver, Kazancakis, Bener, vd.

Peki bu yazı ne zaman başlıkla alakalı hale gelecek? diyenlere gelsin:

Geçen hafta gecenin dördünde uyanıp, üç yıldır tanıdığım Kaza Özkuş’un Öyle Güzel Yalnızım Ki Seninle isimli şiir kitabını ikinci kez okudum. Sonrasında da bu yazıyı yazmaya karar verdim. Zor şey bir tanıdığının eseri ile alakalı yazı yazmak, yorum yapmak. Yanlış anlaşılmaya çok müsait. Ama ben yine de cesaret edip yazacağım düşüncelerimi. Zaten kitabı alıp okuduğunuzda, sizler de eminim benzer duyguları hissedeceksiniz.

Kaya Abi akupunktur konusunda uzman bir anatomi profesörü. Ve ayrıca bir şair. Ne kadar da kısa bir title oldu bu ikincisi böyle. Sadece dört harf. Ş, A, İ, R. Bugünlerin dünyasında bayağı kalır bu ünvan. Kimse kaale almaz. Almıyor da zaten. Kitap dükkanlarının yarısı olmasa bile, en az dörtte biri şiire ayrılırdı ben çocukken. Polatlı’da Barış, Ankara’da Dost kitabevinde böyleydi en azından. Şimdi ise kıçı kırık bir raf ayrılıyor. O da en dip köşede. Tıpkı hayatımızda duygularımıza verdiğimiz yer gibi.

Duyguların ön planda olmadığı bir dünyada şiire yer kalmadı malesef. Oysa o dört harfliler içeriyordu duygularımızı. Ve onları yazanlardı o hisleri sözcüklere döken sihirbazlar. Şiir ve şairdi bunlar. Duyguları en kısa yoldan söze döken üstatlara, bu dört harfli kısa ünvan bence cuk oturuyor. Yalın, asil ve dolu. Tam da şiir gibi. Okumasını bilene…

Kaya Abi de böyle işte. Bazen mesleğiyle alakalı sözcükleri (en sonki sisipedimis miydi, sisumispedis miydi hala bulamadım internette) aklımda tutmakta zorlansam da, geri kalanlar kendiliğinden asılı kalıveriyor zihnimde. Ben bir şey yapmıyorum, onlar kendiliğinden kayıt ediliyorlar duygu defterime. Sözlerin sahibinin kalemi o deftere işliyor söylediklerini çünkü. Bana ise keyfini çıkarmak kalıyor.

elde

kalan

an,

çıkında

birikti.

yola

çıktı

derviş,

dokundu

asası

toprağa,

çiçeklendi

yol.

Elindeki asa hep toprağımıza dokunsun ve yollarımız her daim çiçeklerle donansın Sevgili Kaya Ağabey…

Dilerim öyle olsun…

Şiir

Bize sevgiden bahset..

Bazen insanlar birbirlerine sorarlar, “sevgi sence nedir? aşk nedir?” gibi soruları. Hepimizin hissettiği şeyler farklıdır,ve tabi bu sorulara verdiğimiz cevaplarımız da.. Ancak ne yazık ki çoğu zaman hissettiklerimizi, kelimelerle ifade ederken zorlanırız. İçimizdeki, kalbimizdeki o hissi bir türlü tam istediğimiz gibi aktaramayız.

Gelin Halil Cibran’ın Ermiş isimli kitabında, Al-Mustafa’nın Orphales kentinde yaşayan insanlara, Almitra’nın sorusu üzerine sevgiden bahsettiği bölümü okuyalım.. Elbette en güzel sevgiyi kalbinde hisseden kişinin Halil Cibran olduğunu iddia edecek değilim.. Sevgi’yi en güzel şekilde tanımlayan ve kelimelere döken kişinin Halil Cibran olduğu konusunda ise hiçbir şüphem yok..

———–

Bunun üzerine Almitra, “Bize sevgiden bahset…” dedi.

Ve o başını kaldırdı, insanlara baktı.

Üzerlerine sinen derin dinginliği duyumsadı.

Ve yüksek bir sesle konuşmaya başladı:

 

“Sevgi çizi çağırınca, onu takip edin,

Yolları sarp ve dik olsa da…

Ve kanatları açıldığında, bırakın kendinizi,

Telekleri arasında saklı kılıç, sizi yaralasa da…

Ve sizinle konuştuğunda, ona inanın,

Kuzey rüzgarının bir bahçeyi harap edişi gibi,

Sesi tüm hayallerinizi darmadağın etse de…

Çünkü sevgi sizi yücelttiği gibi, çarmıha da gerer.

Sizi büyüttüğü ölçüde, budayabilir de…

 

En yükseklere uzanıp,

Güneşle titreşen en hassas dallarınızı okşasa da,

Köklerinize de inecek, ve onları sarsacaktır,

Toprağa tutunmaya çalıştıklarında…

Mısır biçen dişliler gibi sizi kendine çeker;

Çıplak bırakana kadar döver, harmanlar;

Kabuklarınızı, çöplerinizi ayıklar, eler…

Bembeyaz olana kadar öğütür sizi;

Esnekleşene kadar yoğurur;

Ve Tanrı’nın İlahi sofrasına ekmek olasınız diye,

Sizi kendi kutsal ateşine savurur…

Sevgi bütün bunları,

Kalbinizin sırlarını bulasınız diye yapar,

Ve bu biliş, Hayat’ın kalbinin bir cüzzünü yaratır…

Ancak korkunun kıskacında,

Salt sevginin huzurunu ve hazzını ararsanız,

O zaman örtün çıplaklığınızı,

Ve sevginin harman yerine adım atın…

Adım atın, kahkahaların tümünün olmadığı,

Sadece gülebileceğiniz mevsimsiz dünyaya,

Ve ağlayın, ama tüm gözyaşlarınızla değil…

 

Sevgi hiçbir şey sunmaz, sadece kendisini,

Hiçbir şey kabul etmez, kendinde olandan gayri…

Sevgi sahip çıkmaz, sahiplenilmez de;

Çünkü sevgi, sevgi için yeterlidir, tümüyle…

Sevdiğinizde, “Tanrı benim kalbimde,” yerine,

Şöyle deyin, “Ben kalbindeyim Tanrı’nın …”

Ve sanmayın yön verebilirsiniz sevginin akışına,

Çünkü sevgi, yolunu kendi çizer,

Sizi değer bulduğunda…

 

Sevgi bir şey istemez, tamamlanmaktan başka…

Fakat seviyorsanız ve ihtiyaçların arzuları varsa,

Bırakın bunlar sizin de arzularınız olsun…

Erimek ve akmak, geceye şarkılar sunan bir dere misali,

Şefkatin fazlasının verdiği acıyı bilip,

Kendi sevgi anlayışınla yaralanmak,

Ve kanamak, yine de istekle ve coşkuyla…

Şafak vakti kanatlanmış bir gönülle uyanmak,

Ve bir sevgi gününe daha, teşekkürle uzanmak…

Sessizce çekilmek öğle vakti, sevginin vecdini duymak,

Akşamın çöküşüyle de, eve huzurla dönmek…

 

Ve uyumak, kalbinde sevgiliye bir dua,

Ve dudaklarında bir şükür şarkısıyla…”

———

 

Bir sonraki yazımda, bu büyülü şiiri yazan Halil Cibran’dan bahsedeceğim..

P.S. Halil Cibran ile ilgili yazım için tıklayınız..

Kitap

Kar – Orhan Pamuk

2007 yılı Eylül ayında Kars – Tiflis Demiryolu Projesi’nin ihale çalışmaları nedeniyle 2 defa Kars’a gitmiştim. O dönemde Kars Havaalanı kapalı olduğu için her iki seyahatimde de Erzurum’a hava yolu ile gidip, Erzurum’dan Kars’a ise kara yolu ile gitmiştim.

Kitaba başladığım anda, Ka’nın yaptığı yolculuğu okurken, 4 yıl önce yapmış olduğum yolculuk aklıma geldi. Kars’ta akşam yürüyüş yaptığım esnada, “ah ne güzel olur şu taş evlerin içerisinde, dışarısı bembeyaz karlar ile örtülüyken oturup, sıcak bir evde kitap okumak” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Hatta okumak istediğim kitap bile belliydi: ” Beyaz Diş – Jack London ”

Ortaokula giderken, bir kış vakti okumuştum o kitabı, kitap kapağıyla uyumlu olan bembeyaz bir örtünün altındaki şehirde penceremden ara sıra dışarı bakarak.. Birkaç yıl önce yazdığım bir blogda da bundan bahsettiğimi hatırlıyorum.

Gelelim kitaba..İtiraf etmeliyim ki bu kitabı da bende basılı kopyası olmasına rağmen, Kindle ‘dan okudum. Bence inanılmaz keyifliydi okuması. Hiç sıkmadan, son derece hızlı bir tempoda okutturdu kendisini.

Kitabı okurken aldığım notlardan bazıları;

“Gövdesi komşusunun üzerine düşen yolcu iyi niyetli, doğru düzgün bir insandı ve bu özellikleri yüzünden özel hayatlarında hareketsiz ve başarısız olan Çehov kahramanları gibi kederliydi..” Sanırım Çehov’u biraz derinlemesine okuyup, yaratmış olduğu karakterleri bir miktar anlamak  iyi olabilir..

“Horasan’dan sonra otobüs kuzeye Kars’a doğru saptı..” Yukarıda da yazdığım gibi, o yolculuğu ben de iki sefer yapmıştım..

“Bir ansiklopedide baktım, ateist kelimesinin kaynağı Yunanca athos imiş. O kelime de Tanrı’ya inanmayan kişiyi değil, tanrılar tarafından terk edilen yalnız kişiyi anlatıyormuş..”

“Kasvetin karanlık kartalı benim içimde her gün kanatlanır..”

“Sizin gibi sabırsızlar bir kadını sevmeyi değil, onu elde etmeyi düşünürler çünkü..”

“Ka bana, bundan sonra yazacağım romanı sormuş, ben de Masumiyet Müzesi’nin herkesten dikkatle sakladığım hikayesini anlatmıştım..” Kar kitabı 1999-2001 yılları arasında yazılmış, ve Masumiyet Müzesi bu cümle yazıldıktan 6-7 yıl sonra bitmişti..

“Suyuti’ye göre ruh o zaman civa gibi oynak bir şeydir, kıyamete kadar Berzah’ta beklemesi gerekir..” Sanırım “Benim Adım Kırmızı” da da “Berzah” kelimesi geçiyordu. Hayatımda iki kez bu kelime ile karşılaştım ve her ikisi de Orhan Pamuk romanlarıydı. Wikipedia’da yer alan bilgiye göre; Berzah (Arapça: برزخ), Arapça kökenli bir söz olup, coğrafyada bir yarımadayı karaya bağlayan, iki yanı su, dar kara parçası,kıstak, anlamına gelmektedir. İslam eskatolojisinde ise öldükten sonra ölenlerin ruhlarının gittiği ve kıyamete kadar kaldıkları düşünülen alem veya mekandır. Kabir alemi olarak da bilinir. Kuran’da üç yerde geçen Berzah kelimesi, iki şey arasında perde anlamlarında kullanılmıştır. Daha detaylı bilgi için link..

Son olarak özetlemem gerekirse, Ka isminde uzun yıllar Almanya’da siyasi nedenlerden ötürü sürgün olarak yaşamış olan bir şairin, bazı nedenlerden ötürü Kars’a gelmesi ile başlayan roman, Kars’ı birkaç günlüğüne esir alan kar yağışıyla beraber şehirde yaşanan bir ihtilali konu alıyor. Konu oldukça sürükleyici, başrol kahramanı Ka her zamanki Orhan Pamuk romanlarındaki kahramanlar gibi yaşadığı aşkı bir türlü yönetmeyi beceremeyip, kendi içinde yaşadığı gelgitlere engel olamayarak olası bir mutluluğu kaybeden duygusal bir erkek.. Ve kitabın yine sonlarına doğru Orhan karakteri (tabii ki Orhan Pamuk’un kendisi) ortaya çıkıyor ve romanı sonlandırıyor..

Okumanızı şiddetle tavsiye ederim..

Müzik Şiir

Aldirma..

Her gun birsey daha biter,

Giderek aci vermez biten seyler..
Kayitsiz bir razi olus baslar,
Siradan izler birakir en tutkulu asklar..
Aldirma, deli gonlum,
Giden gitsin,
Sen sarkilar soyle icinden,
Bosver..
Aldirma, deli gonlum,
Giden gitsin,
Sen sarkilar soyle icinden…

Hit Counter provided by Best Seo Packages